Emine Ünal

Emine Ünal
@emine_unal
Psikolojik Danışman
9 okur puanı
Mayıs 2025 tarihinde katıldı
Puan vermedi·140 syf.··
2025 15. kitabı
Kendini yer altında bulmuş varoluş hezeyanlari yaşamış bir adamın kaleminden anlattı hayat sancısını Dostoyevski. İnsan olmak büsbütün karmaşık, çıkmaz yollar içinde çıkar yol aramak kendine var oluşuna yabancılaşmak. Tüm duygulara hem yakın hem uzak olmak. Hem çarpıcı bir şekilde yaşamak hem duyguların varlığına teğet geçmekti hayat. Kimdi bu insan varlığıyla hayattaki yeri neredeydi. Çok basit yaşamanin yanında üst güzele ulaşmak var olan bizden öteye ulaşmak ya da bunu hissettmek insanın içine sancılar doğuruyor olsa gerek karakterimiz bunu "yemin ederim ki her şeyi anlamak bir hastalıktır." diyerek açıklamıştı. Yaşamı kendini anlama çabası olarak görmeme kapı araladı bu kitap. Bazı cümleler öyle soyuttu ki zihnimde bir şema bulamadan dans ettiklerine şahit oldum. Bıraktım o cümleleri anlamaya çalışmayı anlamamak bile keyif verdi bana kendim anlamlandırmak istedim. Anlatım gücü çok çok iyi bir romandı. Olay örgüsünden ziyade karakterin iç dünyasında yaşadığı sorgulama çemberinde rol aldık biz de. Çok keyifle okuyup yoluma kattığım kitap oldu. İçimde huzur bıraktı. Dostoyevski'nin var olmuş olmasına ve yazdığı her satıra teşekkürle...
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·463 syf.··
2025 13. kitabı
Ablamın önerisi ile başladığım bu kitap yazarın otobiyografik romanı. Francis'in gençlik yıllarına kadar hayatına tanık oldugumuz ve karakter bakış açısıyla anlatılmış çok sürükleyici bir roman. Şunu söylemeliyim ki bu kitabı okurken hayatınızın diğer kısmında her seyin yolunda olması gerek zira kitaptaki üzücü olaylar silsilesini kaldıramayabilirsiniz. Kitapta Frank ve ailesinin İrlanda'daki yoksulluk ve sefalet içinde geçen hayatına tanık oluyoruz İrlandalı bu Katolik ailenin babası içkiye çok düşkün ve kazandığını içkiye vererek ailesini maddi açıdan çok zor durumda bırakıyor anne ise Katolik inancıcının da getirmiş olduğu çocuk doğurma doğrusu ile çokça doğuruyor ancak ne yazıktir ki çocuklar açlıktan hastalıktan ölüyor öyle ki yazarımız da tifo gibi bulaşıcı bir hastalığa bulaşıyor. Çok zorlu bir yaşam koşulunu konu alan bu kitabın oluşması dahiyane bir yazım gücünü ifade ediyor. Çünkü insan yaşadığı onca acıya rağmen kaleme tutunup satırlara döküp okuyucuyla kavuşturabiliyorsa bir şeylere dair hala umudu var demektir. İyi ki o umut ışığı varmış ve biz o hayata ve yazara hissettirdiklerine tanık olmuşuz. Kitabın sonunda Frank Amerika'ya umutlarına doğru yol alıyor ailesi geride Limericte kalıyor. yazarın devam kitabı da var onu da mutlaka okuyacağım.Belki birkaç aya olaylar silsilesini unutacağım ancak kitabın bana hissettirdiğini unutmayacağım. Kitapların bana hissettirdikleri güvenli bir limanda dinleniyor ya da sıcacık bir odada kahve ve çay içmek kadar huzur veriyor. Her kitap farklı şeyler hissettiriyor ve bana insan olduğumu hatırlatıyor bu nedenle de yazarlara teşekkür ederek bitiririm hep Frank McCourt'un kalemine teşekkürle...
Angela'nın KülleriFrank Mccourt · Epsilon Yayınları · 20084,602 okunma
Puan vermedi·517 syf.··
2025 7. kitabı
Bir insanın içindeki bene uzanan bir serüvendi bu kitap. İnceleme yapmak için zaman verdim kendime kitabı düşünüp kavrayıp içimde eksik kalan kısımları tamamlamaya çalıştım. Ben de yeri geldi Martin yeri geldi Ruth oldum. İnsan kendinin de yabancısıdır. Düşünceleri misafirdir hatta ve hatta bir toz bulutu gibi zihninden geçer gider. Bazen o bulut yoğunlaşır hiç gitmeyecek sanırsın sonra yerini yeller almış. Martin'in Ruth'a olan aşkıyla başlayan kitap soğuk sularda son buldu. Martin Ruth'u düşünürken düşüncesinin bile onu yücelttiğini saflaştırdığını ve daha iyi biri haline getirdigini düşünüyordu. Ruth burjuva kesimine ait olan bir ailede yetişmiş belli kalıplarla büyümüş bir genç kadındı. Martin Ruth'u sevmeyi çok sevdi. Ruth'u değil ama içindeki onu iyileştiren güce vuruldu. Kendisini büyütüyordu bu his. Araştırmasını sağlıyor farklı dünyanın kapılarını gösteriyor göstermekle kalmayıp günler geceler boyu o kapılari tek tek açmayı öğretiyordu. Ruth için yaptığını sandı başlarda. Ruth'un ailesine ve Ruth'a yakın olabilmek bilginin gücüne erişebilmek istedi. Hesaba katmadığı durumlar gelişti. Martin hayatı öğrenmeye başlamıştı. Farklı ihtimallerin olduğu farklı bakış açılarındaki engin zenginlikleri gördü kısacası. Martin artık hayatın, duygularının farkında idi. Yazmayı çok sevdi. Defalarca denedi defalarca. Hiç vazgeçmedi. Ruth'dan süre istedi. Ruth sabretti ama bir yandan aile baskısı da kızı zor durumda bıraktı. Martin'in penceresinden ise kız onu bırakıp gitmişti. Ama Jack London Martinin bakış açısından anlatırken bile Ruth'u anlamamızı sağlayacak kapılar gösterdi biz okurlara. Gün gelip Martin'in kitapları yok sattığında Ruth gitmişti hayatından. Anlama ulaşmıştı Martin. Yeni anlamlar aramak için bitap düştü. Öyle ki sevdiği kadı, iyi olma halinin güçlü anahtarı
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2025 5. kitabı
Samim, Besim, Mefharet,Meral, Ferhat, Selmin... Bu karakterler üzerinden romanı temellendirmiştir Safa. 1950 yılında yazmış olduğu bu romanını karakterlerin içsel dünyası üzerinde tahliller yaparak satırlara dökmüş olması yazarın psikoloji ve felsefe gibi alanlara ilgi duyduğunu net bir şekilde hissettirdi. Mekan tasvirine çok yer vermemekle beraber iç dünyalara yolculuk yapmamızı istedi. Samim'in ütopyası olan Simerenyada yazar felsefi psikolojik kavramlari incelikle eritmis. Samim'in duygusal derinlikli ifaderi kendi ile baş başa kalmış zamanları, Besim'in bir o kadar rahat ve keyifli halleri, Mefharetin kaygılı stresli dakikaları ve savrulan Selmin ve Meral... Samim'in Meral'e duyduğu derin incelikli duygular ustalıkla yer almıştı satırlarda. Bir insanın duygularıa baş başa kaldığında ne kadar yıpratıcı bir süreç yaşadığına da tanık olduk aslında cubku ksrsissindaki Meral aynı düzlemde değildi samimle. Yazarın güçlü bir kadın karakteri oluşturmamasi kadınların ne istediğini bilmeyen düşünce savrukluğunda kayıp giden insanlar olarak yansıtması biraz dikkatimi çekti doğrusu hoş erkek karakterler üzerinde de eksiklikler vardı. Onlara da öfkeliydi sanki Safa. Kitabın sonuna doğru metafizik unsurlarına yer verilerek çıkacak yangının hissedilmiş olmasına çok anlam veremedim doğrusu sanki kitabın verdiği hissiyatla pek uyusmadi ancak Samim'in Meral'e bahsettiği birinci ve ikinci kendim kısmına Meral'in intihar notunda iliştirilmiş olması dikkat çekiyordu"intihar ediyorum kendi kendimden nefretimin cerceveledigi ve cirkinlestirdigi bir dünyada yalnızım diyerek yaşadığı bilişsel çelişkiyi satırlara dökmüştü vedaya hazır değildi belki ama acı bir şekilde hayata veda etti.Okuma keyfi iyi bir kitapti. Tasvirler canlı ve akıcı tuttu. Peyami safaya teşekkürle...
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202527,2bin okunma
Puan vermedi·355 syf.··
2025 6. kitabı
Okumayı keyifle beklediğim okurken de bir kadar keyif aldığım bir eserdi. Atticus, Jim ve Scout Finch'in hikayesiydi. İçindeki doğruya kulak veren sadece kasabada değil içindeki kurduğu gizli mahkemelerde de doğru bildiğini savunan bir baba figürü olarak karşımıza çıktı Atticus. Çocuklarıyla bağı çok güzel işlenmişti. Roman Atticus'un kızı Scout'un bakış açısından kaleme alınmış olup çocuk bakış açısından dünyayı görmeyi ve okumayı çok özlemişim. Siyahi bir bireyin tecavüzle suçlanması ve bu davaya Atticus'un atanmasıyla yazar bir yerlerde var olan haksızlıkları dört bir yana duyurmak istemiş gibiydi adeta. Bulunduğumuz coğrafyanın meşgalesi olmayan bir konuydu keza tarihinde de siyahi ve beyaz ayrımı söz konusu olmamıştı ancak insanlık olarak bir yerlerde dini dili ırkı için hissedilen her acı ve bunun kaleme dökülmesi içime nakış gibi işlenir. Yazar son sayfaya kadar ince işçilikle nakşetti empati kurabilmeyi. Öyle ki kitabın başında ortasında küçük nüanslarla buna yer verdi "kendini onun yerine koyana ve onun gibi düşünene dek onu tanıyamazsın demişti babası Scout'a son sayfalarda yine ekledi" Bir keresinde kendinizi bir insanın yerine koymadan, onun yerinde olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışmadan asla onu taniyamayacağımızı söylemişti" benzer satırlarla okuyucuyu adeta bir anketin başında ve sonunda güvenirlik için yer alan aynı seçenekler gibi yazar başta ve sonda aynı ifadelere yer vererek empati kurabilme de ne noktaya geldik test etti sanki. İşteee kitabın en vurucu kısmı "İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama bülbülü öldürmek günahtır" bu bir metafordu nazikçe satırlara dökülüveren. Bu metaforla ilgili cümleleri tamamlamayacağımzihnim düşünmeye devam etmeli. Ne de olsa bazı cümleler yarım kaldığında tamamlanır... Hissettiğim her şey
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Sel Yayınları · 201488,6bin okunma