Kitap boyunca Nora’nın farklı hayatları denemesi aslında çok tanıdık bir sorunun etrafında dönüyor: “Ya şöyle yapsaydım?”
Ama sayfalar ilerledikçe şunu fark ediyorsunuz: Hangi hayatı seçerse seçsin, başka tür bir eksiklik, başka tür bir acı mutlaka orada duruyor.
Tam bu noktada, aklıma, 'O Kadın' filmindeki o sahne geldi. Erol Günaydın’ın oynadığı karakterin söylediği o fikir; 'İnsan acısız bir hayat seçemez, ama acısını seçebilir'
Gece Yarısı Kütüphanesi, sanki bu cümlenin uzun bir roman hali gibi...
Nora’nın denediği her alternatif yaşamda şunu görüyoruz;
Başarılı olduğunda yalnızlık var.
Aşkı bulduğunda başka bir kayıp var.
Sakin bir hayat kurduğunda “ya diğer ihtimaller?” sorusu var.
Yani mesele “doğru hayatı bulmak” değil. Çünkü düşünüldüğü gibi kusursuz bir hayat yok. Mesele, hangi hayatın getirdiği yükü taşımaya razı olduğun.
Kitabın en güçlü tarafı bence burada ortaya çıkıyor. Büyük, gösterişli bir mesaj vermek yerine yavaş yavaş şunu hissettiriyor; Belki de pişmanlıklarımızın sebebi yanlış seçimler yapmamız değil; hiçbir seçimin kusursuz olamayacağını kabul etmememiz.
Kitabı bitirdiğimde şöyle bir farkındalık edindim; Kaçamadığımız bir şey var, o da acı.
Bunu kabul etmek hatta sevmek fikri hayattan aldığımız tatmini belirliyor.
Nietzsche’nin “amor fati” (kaderini sev) felsefesinde olduğu gibi Nora' nın tüm deneyimlerden öğrenmesi istenilen şey tam da bu; hayattaki zorlukları reddetmek yerine onları sahiplenmesi.
Bir kitap okudum insana bakışım değişti dedirten o kitap.
Kaç hayat sığar bir kitaba?
Kimin hikayesine girsen haklı..
Kimse çok kötü değil, kimse çok iyi değil.
Herkes biraz eksik, herkes biraz suskun.
Söyleme bilmesinler, çok bilmek de iyi değil…
İnanılmaz, pandemi öncesi okusam abartılmış diyebileceğim ama şimdi hayran kaldığım bir kitap. Distopyaya olan merakımı arttırdı. Her karakterin daha derin anlamları olduğunu düşünüyorum. Anlatılmak istenen çok daha derin gibi görünüyor.
Kitap, bölüm sonlarında verilen ödevlerle, terapi, koçluk niteliği taşıyor. Dolu dolu ama basit bir dil ile anlatılmış, Beyhan Budak’ ın samimi kalemi ile yazılmış, okumaktan keyif aldım.
Senin Suçun DeğilBeyhan Budak · İnkılâp Kitabevi · 20207,5bin okunma
Özellikle koşu sporu ile ilgilenenler için keyifli bir kitap olmuş. Adım Adım oluşumunu anlattığı bölümü çok beğendim. Kitabın sonlarına doğru çok fazla tıbbi terim kullanılmış. Koşuyu çok amatör düzeyde yapanlar için sıkıcı olabilir ancak. Profesyonel anlamda ilgilenenler için dolu dolu bir kitap. Koşunun insan bedeni ve ruhu üzerindeki olumlu etkileri güzel aktarılmış, kendimden çok şey buldum.