Emine Çağlayan

Emine Çağlayan
@eminecaglayan
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hayatta kalıplar var ... Ritimler. Bir hayatta kendimizi köşeye kısılmış hissettiğimizde, hüznün, trajedinin, başarısızlığın ya da korkunun, tek bir varoluşun ürünü olduğunu düşünmek çok kolay. Yalnızca yaşamanın değil, belli bir şekilde yaşamanın sonucu olduğunu düşünmek. Demek istediğim, acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olamayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar...
Hayattaki en büyük yalnızlık, yaşamla aranızda anlamlı bir bağın olmaması, yaşamınızdan ve kendinizden memnun olmamanızdır.
Ayarınca yaşanmış hayat, çeşitlenmiş kimlikler ve doymuş olmayı gerektirir. Misal işiniz kimliğinizse, kim olduğunuzu yaptığınız iş ile tarif ediyorsanız, o vakit iş elbiseniz çıktığında, yaşlanıp iş yapamaz olduğunuzda yahut emekli olduğunuzda kendinizi, ne yapacağını, nasıl yapacağını bilmeyen hayat acemisi, üstelik yaşlı bir kişi halinde bulursunuz. Hayattaki rol kaybedilmiştir ve yenisi yoktur. Rolsüzlük denilen durum tastamam budur.
Bugünün derdi, ruhunuzun kaybolmasıdır. İşin acı tarafı da onu olmayan yerlerde aramanız. Konfüçyüs bu konuyu şöyle ifade etmiş; en zor şey karanlık bir odada bir kara kediyi bulmaktır, özellikle odada kedi yoksa...