“Ey ölüm, benimle doğan ve benim ikizim olan, seni tanımak ve gözümü sana dikip bakmak istiyorum. Beni yaban bir belaymışsın gibi tehdit etme, sen varsın, çünkü ben varım ve ben olmadan sen boş bir gölgesin, gülünç bir korkuluk."
Fakat her halükârda talihsiz bir çocuk olduğumu söyleyemem. O sıralarda benim için talihsizlik diye bir kavram yoktu. Kişisel ruh hallerim katı direnişlerle karşılaşıyordu ve ben sürekli fiziksel ve zihinsel kavgalar veriyordum. Hiçbir zaman o kavganın boyumu aştığını düşünmezdim ve geri adım atmak aklımdan geçmezdi. Evdekilere karşı, okula karşı, yaşıtlarıma karşı durmak bilmeyen bir kavga içindeydim. Bazen geçici bir zafer elde eder, fakat çoğu zaman yenilgiye uğrardım. Fakat bu yenilgiler beni ne gücendiriyor ne de ümitsizliğe düşürüyordu. Yenilgiyi sindiriyor, bertaraf ediyor, yenildiğimi anında kabulleniyor ve tekrar yeni bir kavgaya başlıyordum. Bu benim hayatım için bir gereklilikti ve büyüdükten sonra da hayatımın bütün evrelerinde, farklı şartlar ve durumlar altında böyle kaldı.