“…ama sevgisi kendi gücünün üstündeydi. Herkesin sevmeye yetecek gücü yoktur. O yükün ağırlığını ruhunda mutlulukla taşıyabilmen için güçlü olman gerekir.”
Ve Dünya, seslerden oluşan karmaşık bir orkestra, testereler ve tahtadan yapılmış nefesli sazlarla prova yapan uyumsuz bir bando; tam gaz çalışan, kafası karışmış motorların kirli sesi; galaktik kabileler arası ışık hızında bir çatışma; nemli bir yağmur ormanı sabahında oradan oraya seken cıvıltılı kuş ötüşleri; elektronik trans müziğinin açılış notaları ve hepsinin gerisinde sabit bir çınlama, derin bir gırtlağın oyuğuna toplanmış bir ses.
Belki de biz yeni dinozorlarız ve gözümüzü dört açmalıyız. Öte yandan, belki de tüm engellere karşın Mars'a göç edecek, nazik, müşfik koruyuculardan, kızıl gezegenin kızıllığını korumak isteyenlerden oluşan bir koloni kuracağız, tüm gezegen için tek bir bayrak tasarlayacağız, çünkü Dünya'da mahrum kaldığımız, her şeyin dağılıp gitmesinin nedeni bu mu yoksa diye merak etmemize yol açan şey o bayrak; sonra geriye, yaşlanmış, nekahet dönemindeki dünyamız olan soluk mavi noktaya bakacak ve, Anımsıyor musun? diyeceğiz. Söylentileri duydun mu? Belki bir başka ebeveyn-gezegen vardır; Dünya annemizdi, Mars ya da bir başka yer de babamız olacak. Sonuçta evlat edinilmeyi bekleyen yetimler değiliz.