Bir masaya üç zar atıldığında, ya hepsi iki gelir veya üç, dört ve beş veya iki, altı ve bir. 'Vay be, ne büyük mucize der misiniz? Her zarda aynı sayı gelebildiği gibi, o kadar da değişik sayı gelebilir! Ey ne büyük mucize! Üç zarda birbirini takip eden üç sayı geldi. Vay büyük mucize! Tastamam iki altı ve öteki altının altı geldi!' Bir fikir adamı olarak bu şekilde haykırmayacağınıza eminim, zira zarların üstünde belli sayıda rakamlar olduğundan, içlerinden birinin gelmemesi olanaksızdır. "Rastlantının keyfine göre, karman çorman karışmış bu atomların insanın yaratılması için gerekli o kadar çok şey varken, nasıl bir insanı meydana getirmiş olabileceğine şaşıp kalıyorsunuz. Ama bilmiyorsunuz ki, bu madde yüz milyon kez, bir insan yaratmak niyetiyle yol alırken, bir insan meydana getirmek üzere gereken veya gerekmeyen bazı şekillerin çok veya çok azını kullanmak üzere, bazen bir taş, bazen kurşun, bazen mercan, ba-zen bir çiçek, bazen bir kuyruklu yıldız biçimlendirmek için duraklamıştır. Öyle ki, sürekli değişen ve kıpırdanan sonsuz miktar malzeme arasında, gördüğümüz az sayıdaki hayvanları, bitkileri ve madenleri yapabilecek maddelerin karşılaşmış olması da, aynen, yüz defa zar atışında bir kere çift gelmesinin mucize olmadığı gibi, bu karşılaşma da mucize değildir. Ayrıca, bu kadar kıpırdaşmadan bir şey oluşmaması imkânsızdır ve bu şey, meydana gelmesi için ne kadar az gereken olduğunu tahmin edemeyen bir şaşkın tarafından daima hayranlıkla karşılanacaktır.
Kış soğuk olabilir ama çocuklarla birlikte her mevsim hep sıcacık…” Bir sabah perdenizi açıyorsunuz ve karşınızda o büyüleyici, göz alabildiğine pamuk pamuk beyazlık… Hangimiz çocukken bu manzarayı görüp de heyecanla dışarı fırlamadık ki? Eminim bu duyguyu çoğumuz yaşamıştır Kitapta, sabah camdan baktıklarında her yerin karla kaplandığını gören Yağmur ve Toprak’ın bitmek bilmeyen kar keyfine, kardan adam maceralarına ve kartopu oyunlarına ortak oluyoruz. Eski kışların o saf neşesini çocuk kalbiyle hissettiren bu hikayede bir anne olarak en sevdiğim detaylardan biri de tatlı bir dille işlenen günlük rutinler oldu: "Yüz yıkamadan olmaz. Havlu ortaya atılmaz." Hikaye, çocuklara karda oynamanın sınırsız eğlencesini sunarken, minik yaşam kurallarını da çok tatlı bir dille hatırlatıyor. Siz kış mevsimini ve karı özleyenlerden misiniz?
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Mustafa Kemal'in corinne'e gönderdiği on ikinci mektup
Siirt, 6 mart 1916 Aziz Madam, Bu defa hakiki dostluğumuzu hatırlatmak için ilk önce ben kalemi elime alıyorum. Batıdan doğuya kadar devam eden uzun ve yorucu bir yolda iki ay kadar seyahat ettikten sonra bir istirahat anı bulunabileceğine inanılır, değil mi? Fakat heyhat! Görülüyor ki, bu ancak ölümden sonra mümkün olacak. Fakat bu hayali rahata kavuşmak için Allahımızın cennetine gitmeye kolay kolay razı olacak değilim. Yarın başka bir seyahat istikametine gideceğim. Diyarıbekir'e gelen Nuri'ye beni, bugün bulunduğum Siirt'ten üç gün uzakta Miyafarkin'de bulmasını emrettim. Nihayet üç gün sonra birbirimizi göreceğiz ve eminim geçmiş günlerden ve bilhassa sizin aziz varlığınız sayesinde yaratılan iyi ve sevimli hatıralardan hararetle bahsedeceğiz. Bu satırları yazarken Doktor Hüseyin Bey yanımda, size ne yazdığımı soruyor ve bunların Matmazel Edith'e ait olacaklarını anlamakta ısrar ediyor. Çok memnun olsun diye, aziz Edith'in melekane tavırlarla fala baktığı tatlı anları hatırlamaklığınıza müsaade ediniz Valideniz hanımefendiye seçkin hürmetlerimi arz ederim. Doktor, Matmazel Edith için yazdığım cümleyi dinledikten sonra beni yalnız bırakı. Ben yalnızım, fakat her şeyi tasvirden acizim! Bu sayfanın geri kalan kısmını önümde bulunan bir kitaptan aldığım bazı sözlerle dolduruyorum: "Orduların hala devam eden mekanik hareketleri sona ermek üzereydi. Zira halkın hareketi sündüğü zaman askerler bulunmaz. Ruhların takati bittiği zaman generaller kendilerine gelemezler ve zaferler askerlerle, generallerle ve para ile birlikte sona erer..." Mignet. Son söz: "ya hiç doğmamış olmak veya hiç unutulmamak isterdim." Chateaubriand. M. Kemal Adres: General Mustafa Kemal Diyarıbekir.
Sayfa 58·Kitabı okudu
Kendi kendimize çalışacağız ve eminim ki muvaffak olacağız.
Mustafa Kemal'den corinne'e sekizinci mektup..
13 mayıs 1914 Hotel Splendide, Sofya Aziz Corinne, Nazik mektuplarınızı büyük bir memnuniyetle alıyorum. İstanbul'da olup biten her şey hakkında hana malumat verdiğiniz için size çok minnettarım: konserler, çarşılar, kibar alemi ilh... Bilhassa müşterek ve samimi dostumuz Nurі Bey'le sohbetleriniz. Yalnız size şunu söylemeliyim ki mektuplarınızda bana yaptığınız tarizlere layık değilim. Son iki mektubunuzda Sofya'ya seyahat arzunuzdan bahsediyorsunuz, bu konuda size bir şey yazmadığım için bana gücendiğinizi yazıyorsunuz. İyi biliyorum ki birçok sebeplerden dolaya bu seyahat sizin için güzel bir şey değildi. Nitekim eminim ki burada saymayı lüzumsuz bulduğum sebepleri siz de biliyorsunuz. Fazla olarak yakında birbirimizi göreceğimizi ümit ediyorum Çünkü ben de İstanbul'a bir seyahat yapmak niyetindeyim. İlkbahar geldiğinden beri Sofya şehri tamamıyla değişti. Balolar suvareler bitti. Kordiplomatik'in büyük bir kısmı mezun olarak gitti. Derne'de çekilen fotoğrafları veya hiç olmazsa onlardan birer örnek gönderirseniz size pek minnettar olacağım. Bunlara bir de kendi fotoğrafınızı ilave ederseniz büyük bir memnuniyet duyacağım. Sizi pek yakında görmek ümidiyle, en hakiki duygularıma inanınız hanımefendi. Mektubun sonunda Atatürk'ün Latin harfleriyle Türkçe yazdığı not: Dünya insanlar için darı imtihandır. İmtihan edilen insanın her suale mutlaka pek muvaffık cevaplar vermesi mümkün olmayabilir. Fakat düşünmelidir ki, hüküm cevapların heyeti umumiyesinden hasıl olan muhassalaya göre verilir. Bu nazariyeyi kabul ettikten sonra, beni bazı noktalarda zayıf ve noksan bulmakla beraber hemen menfi hüküm vermekte acele etmez ve Cevdet Bey'in mektubunda yer bulan satırlarınız başka
Sayfa 43 - Mustafa Kemal bu mektbu yazmadan önce sofyada kıyafet balosuna katılıyor..·Kitabı okudu
korkmuyorum artık yaralanmaktan yaralamaktan ve iyileşmeyecek olandan bu dünyanın olayı bu, korkutarak kaçırıyor güzel olandan korkmuyorum artık, evimi aramaktan seni çocukluğuna kadar inip sevmek istemekten, içimi kımıl kımıl eden bu telaştan günleri uzatan ve yaşamak sonsuza kadar sürecekmiş gibi uyutmayan bu histen korkmuyorum korkmam gerekir, uçurtmam kaydı ellerimden gökte daha mutlu olacağından eminim korkmuyorum bu kaygısızlıktan gökten ve uçurtmamın geri gelmeyecek olmasından - korksam söylerdim, korkmuyorum.
Sayfa 37·Kitabı okudu