Kötülükle karşılaştığında, en akıllı ve kendine en çok güvenen yetişkin bile ne yapacağını bilemez. O halde, en sevdiği ve güvendiği insanlar tarafından kötü davranış gören saf bir çocuğu düşünün.
Ailesi tarafından kötü davranılan bir çocuk kendisinin kötü olduğunu düşünecektir. Eğer çirkin, aptal ve ikinci sınıf biri olarak davranılırsa, kendisinin öyle olduğunu düşünecektir.
Sevgisiz yetişen çocuklar sevilmeye layık olmadıklarına inanırlar. Bunu, çocuk gelişiminin genel yasası olarak ifade edebiliriz. Eğer ailesi yeterince sevmezse çocuk bunun nedeninin kendisi olduğuna inanır ve kendisi hakkında gerçekçi olmayan, olumsuz bir imaj geliştirir.
Bir çocuk psikiyatrik tedaviye getirildiğinde onu “teşhis edilmiş hasta” olarak tanımlamak gelenektir. Biz psikoterapistler, bu terim ile çocuğun ailesi veya başkaları tarafından sorunu olan ve tedaviye ihtiyacı olan biri olarak nitelendirildiğini ifade ederiz. Sıklıkla sorunu değerlendirdiğimizde, sorunun kaynağının çocukta değil ailesinde, okulunda veya toplumda olduğunu keşfederiz. Her ne kadar aile tedavi edilmesi gerekenin çocuğun kendisi olduğunu düşünse de, sıklıkla tedavi edilmesi gereken ailelerin kendileridir. Hasta olarak nitelendirilmesi gereken onlardır.
Kötülüğü iyilikten ayırmak zor. Eğer dünyada iyilik olmasaydı, kötülük diye bir şeyi düşünüyor olmazdık. Tuhaf bir şey. Hastalarım veya yakınlarım defalarca sordular: “Doktor Peck, dünyada neden kötülük var?” Ama kimse şunu sormadı: “Neden dünyada iyilik var?” Sanki dünyanın daha sonradan kötülük tarafından kirletilen aslında iyi bir yer olduğunu düşünüyor gibiyiz.