Müslüman olsun ya da olmasın bütün Türk ülkelerinde kadınların konumu genelde İslam toplumlarının sergilediği genel görünüşe hiçbir biçimde uymuyordu. Kadının toplumdaki konumu bir felsefeden, bu ırkın sahip olduğu özelliklerden kaynaklanıyordu. Ya da Şamanizmin, cinsler arasındaki eşitliğe, hatta farklı cinslerin olmadığına dair vurgusu uzun süredir biliniyordu.
Sokaklardan ya da meydanlarından, serbestçe vaaz ederek, malını satmak amacıyla pazarlık yaparak, Yahudiler, Müslümanlar, Zerdüştler geçiyorlardı. Kaçınılmaz olarak kuşkuculuk ve rölativizm tohumlarını taşıyan hoşgörü ve ekümenikliğin, aşırı tutuculuğa yeğlenen idealler olması karşısında hayran kalınması gerekir.
Çünkü bildiğimiz kadarıyla tarihte Uygurlarınkiyle karşılaştırılabilecek bir tek örnek yoktur ve böyle bir örneğe belki ancak başka Türk toplumlarında ya da onlara benzeyen, onlarla yakınlığı olan Moğol toplumlarında rastlanabilir.
Verilen sözden dönülmezdi ve andını tutmamak en büyük kötülüktü. Sözünün eri olmak, her zaman Türk toplumlarının değişmez bir kuralı olarak karşımıza çıkacaktır.
Kadınlar büyük bir serbestliğe sahiptiler ve özel görevler üstlendiklerinde erkeklerin yapabildiği her işi yapabilirlerdi. Ata binebilir, avlanabilir, dövüşebilir, Şaman ayinleri düzenleyebilirlerdi. Kadınların klanları üzerinde çok etkili oldukları, devlet içinde yüksek görevlere geldikleri dönemler de olmuştur. Bu göçebe toplumu hermofroditizmi en ideal biçimiyle yaşamaktaydı, her iki cins de birbirine tamamen eşitti, cinsiyet ayrımı asla gözetilmiyordu.