Abdurrahman Akkuş

Abdurrahman Akkuş
@emoti_
"Hayatı sevmiyorsan neden yaşıyorsun Roy? Açık değil mi? Öyle mi? Çünkü ölüm daha beter olabilir."
Sayfa 68
Reklam
"Ne güzel günlerdi... eskiden iyi olduğum günler... Bana kim "Seni seviyorum” dese, inanırdım."
Sayfa 8
"Arkadaşlık açıklanması zor bir ilişkidir; iyi arkadaşlık-tan söz ediyorum ama sahte olmayanından, yalansızından. Duygularla, alışkanlıklarla, masumiyetle ilgili bir şey gibi geliyor arkadaşlık bana. Nitelikleri iyi diye bir insanı arkadaş, olarak seçemezsiniz. Her zaman kazançlı çıkabileceğiniz bir alışveriş değildir arkadaşlık. Öyle arkadaşlıklar vardır ki devam etmesi için belki sürekli kaybetmeniz gerekir. Bu kaybedişin verdiği anlam, bazen kazanacaklarınızdan daha doyurucu olabilir. Davranış bilimciler ne derse desin, bence arkadaşlık... uygun sözcüğü bulmakta zorlanıyorum. Bence arkadaşlık sadece arkadaşlıktır. Birini görmek size iyi geli-yorsa, onu dinlemekten, ona anlatmaktan hoşlanıyorsanız, çirkinliği, aptallıkları onu küçümsemenize yol açmıyorsa, güzelliği, zekâsı bir parça sizi kıskandırsa da gurur duyma-nızı sağlıyorsa, onunla abuk sabuk konular hakkında bile sohbet etmek sizi rahatlatıyorsa, onu arama gereği duyu-vorsanız, onu düşündüğünüzde yüzünüze rahat, geniş bir gülümseme yayılıyorsa sorun kalmamıştır; o kişi arkadaşı-nızdır. Onun zeki, aptal, iyi, yetenekli, kötü, zalim, kaba, nazik, güzel, çirkin, ünlü olmasının hiçbir önemi yoktur. Arkadaşlık bütün bu niteliklerin üstündedir çünkü. Yeter ki masumiyet yok olmasın. Evet, bu meselede masumiyetin önemli olduğunu düşünüyorum; çünkü arkadaşlık iki kişi-tin birbirini etkileyerek çocuklaşabilme yeteneğidir. Arif benim için öyle biriydi; veri gelmiş birbirimize küçük ka-zıklar atmış, yeri gelmiş destek olmus, dert yanmış, küsmüş,urlarımızı paylaşmıştık..."
Sayfa 427
"Özlemek öyle derin bir duygudur ki, üşütür, acıtır insanı. Renliğinden alıp başka bir benliğe koyar. Yanında olmasını ersin, görmek, dokunmak istersin. Bıçak ağzı gibi keskin bir sızı düşer içine, sonra alır benliğini senden, uykular daha bölük pörçük olmaya başlar, çaylar daha bir tatsız, günler daha bir renksiz geçmeye başlar. Amaçsız bir hayat olduğunu düşünürsün çünkü özlemişsindir; ona dair her şeyi, kokusu-nu, sesini, tenini, varlığını, yokluğunu, onunla geçirdigin her anı, her saniyeyi. En çok da onunla yaşadığın mevsimleri. En önemlisi de, özlendiğini bilerek özlemektir çünkü sevgi gibi özlemin de karşılıksız olan, insanı en çok yıpratan duygular-dan biridir. İnsanoğlunun tabiatında vardır özlemek. Yolda yürürken gördüğün kuru bir çiçek, esen küçük bir samyeli, yorgun değen bir güneş ışığı, uzakta öten bir kuş sesi bile yeter özlemin harekete geçmesine..."
Sayfa 65
"Şair ne demiş: Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir Müptelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat."
Sayfa 185
Reklam