Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.
Die Grenzen meiner Sprache ist die Grenzen meiner Welt.
The limits of my language mean the limits of my world.
"Ey iman edenler, bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi (nefislerinizi) ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İnandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır! Tevbe etmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.
Ey iman edenler, zannın çoğundan kaçının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın, kimse kimseyi çekiştirmesin. Hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan elbette hoşlanmazsınız! Allah'tan korkun, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, çok merhamet edendir."
İslam, ilk doğuş döneminde sosyal dayanışma esasına dayalı yepyeni bir toplum meydana getirmiştir. Öyle bir toplum ki, tarihte hayatını dayanışma esası üzerine kurmuş kaç toplum varsa hepsine örnek teşkil edecek çaptadır. Mekke'den göçen muhacirlerin özellikle maddi problemlerinin tümünü Medine'nin yerlileri; yani Ensar üstlenmiş, mal varlıklarını, ev ve eşyalarını onlarla bölüşmüşlerdi. Bu örnek, bu seviye hangi hangi ifadeye sığar?
İslam, ganimet elde etmek amacına yönelik bir savaş çıkarma veya fetih kazanma hesabında olmamıştır. Böylece, temelde ekonomik çıkarları amaçlayan sömürüye dayalı tüm fetih girişimlerini reddetmiş oluyor. Yeni pazarlar açma, hammadde sızdırma ve servet kaynaklarını ele geçirme ya da stratejik merkezlere el koyma gibi sömürgeci tavırlardan şiddetle uzak durmuştur. Böylesi tavır ve girişimlerden insanlık çok çekmiştir ve hâlâ da çekmektedir. Baskıcı Batı medeniyetinin temelinde yatan şey de budur; çünkü sömürü bu medeniyetin en önemli dayanağıdır.