Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.
Die Grenzen meiner Sprache ist die Grenzen meiner Welt.
The limits of my language mean the limits of my world.
Karşılıklı sevgilerinde, merhamet ve şefkatlerinde müminler bir insan vücuduna benzerler. Bir uzuv hastalandığında vücudun öteki uzuvları da uykusuzluk ve ateş belirtileriyle buna katılırlar.
(Müslim, İbn Mace, Ebu Davud)
İnsan hayatındaki ahlak unsuru, fertlere, ne din ne de toplum tarafından farz kılınmıştır. Bu da gösteriyor ki, ahlak hassası insan fıtratının derinliğinde kökleşmiş bir duygudur. Dinin vazifesi ise onu düzenlemek, yönlendirmek; tabii istekler, çıkar ve hevesler karşısında sapmasını önleyecek bir takım kalıcı ölçüler koymaktır.
Tüm dünya sistemleri, ekol ve akımları yeryüzünün gelip geçici kuvvetlerine yaslanırken, İslam ezel ve ebed kuvvetlerine sırtını dayar, desteğini ondan alır.
İslam bir inançtır ve ondan bir şeriat doğar, fışkırır. Bu şeriatın üzerine de bir nizam kurulur. İşte inanç, şeriat ve nizam üçlüsünden İslam ağacı boy atar. Nitekim her ağaç da kök, gövde ve meyvelerden oluşur.
O halde derinliklere kök salmamış bir ağacın gövde ve meyvelerinin olması beklenemez. Gövdeye sahip olmayan kökler nasıl bir değer taşımazsa, hayata meyve vermeyen gövdenin de bir kıymeti olmaz.