Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.
Die Grenzen meiner Sprache ist die Grenzen meiner Welt.
The limits of my language mean the limits of my world.
Adının okunması ölüm gibi bir şeydi ama ölümü beklemenin, ölümden daha ağır olduğu durumlar da vardı. Tahta ranzasında uzanırken götürüyorlardı, tespihini hapishane usulü parmaktan parmağa aktarırken götürüyorlardı, alüminyum kaplardan mercimek yemeği yerken götürüyorlardı, çay içerken, sigara sararken götürüyorlar, durmadan götürüyorlardı. Tutuklular hep o anı düşünüyor, işkenceden dönüşte koğuşun ortasına çuval gibi atılanların anlattıklarını bir bir kendi gövdelerinde düşleyip eskitmeye çalışıyorlardı. Kurban töreninin soğuk, kıyıcı kurallarının eksiksiz yerine getirilişi, beyinlerine neşter parlaklığında yerleşiyordu. Gövde hazırdı artık acıya; ama beyin değildi.
Bölünmüş bir dünyada, sağduyulu kalmaya çalışan ve herhangi bir takıma girmeyen adama duyulan kuşku, sonunda o insanın çarmıha gerilmesiyle sonuçlanıyordu.
"Yanlışa karşı çıkıyorum ama doğruyu gereken güçte savunamıyorum. Ben biraz korkağım galiba!"
..."Bütün entelektüeller korkak olur!"
..."Çünkü korku, düş gücünden kaynaklanır."
Ben ömrüm boyunca bir köpek olarak yaşamıştım ama artık kesin kararım, bir kediye dönüşmekti. Kedi olacaktım... Artık hayatımda bir köpek olarak yaltaklanmalara, bağlanmalara, başkalarını kendime bağlama çabalarına, başımı okşatmaya, sevgi ve sıcaklık ihtiyacı içinde insanların bacaklarına sürünmeye, kuyruğumla birlikte tüylü kıçımı da sallayarak sevimli görünme gayretine hiç gerek yoktu.