Bir düşünürün bir başına adımlarını, kendi iç çölünde yankılanan ayak seslerini işiteceksin. Nietzsche sana, gölgesiyle konuşan bir yolcunun sırlarını açacak. Her aforizma, hem bir taş hem bir pusula; kimi zaman zihnine çarpacak, kimi zaman yolunu gösterecek.
Yalnızca büyük sorularla değil, gündelik hayatın açmazlarıyla da ilgilendiğini göreceksin. İnsanın güçsüzlüklerini, alışkanlıklarını, takındığı ince maskeleri işaret edecek. Bütün bunları bir filozofun ağır kürsü dilinden değil, mola zamanı gölgelikte uzanan gezginin fısıltısıyla söyleyecek.
Gezgin ve Gölgesi; insanın kendisiyle olan bitmeyen diyaloğunun simgesi. Nietzsche’nin bu metinleri, bir düşüncenin doğum anını, şüphe ile hakikatin birbirine değdiği kıvılcım hissiyle kendi gölgene dönüp bakarken bulursun kendini.
Her satırda gölgenin ağırlığı ve gezginin hafifliği yan yana gelir. Kitabın sonunda, düşüncenim aslında bir yolculuk olduğunu; bazen bir yük, bazen de bir özgürlük melodisi gibi kulağına çalındığını fark edeceksin. Nietzsche burada, insan ruhunun hem karanlığını hem ışığını taşıyan bir aynayı sana uzatır. O aynada gölgeni göreceksin.