tanrı'nın kenti ,çok uzaklarda, kusursuz bir inci gibi görünür. o kadar harikadır ki, bir çocuk bir yaz gününde oraya ulaşabilirmiş gibi görünür. bir çocuk ulaşabilir gerçekten de. ama ben ve benim gibiler için durum bambaşkadır.insan bir şeyi bir anlığına kavrayabilir ama ardından gelen uzun, ağır saatlerde kaybeder." ruhun erişebildiği yükseklikler"i korumak çok güçtür.
ölmeden önce "ruhuna sahip olan" insanların sayısı, çok azdır. "İnsanda en ender rastlanan şey, kendine ait bir davranıştır," der Emerson. Büyük ölçüde doğrudur da. İnsanların çoğu, başka insanlardır aslında.
Sonra aklıma kilise babaları geldi; ama onlar da ilgimi çekmiyordu. sonra birden Dante'yi düşündüm...Ah! Dante! Her gün Dante okudum; İtalyanca baştan sona okudum; Ama ne Araf ne Cennet bana göreydi. Esas Cehennem'i okudum; nasıl sevmezdim onu? Anlıyor musunuz? Biz zaten cehennemdeydik. Cehennem hapishaneydi...
Sonra Tanrı nın mahkemesinde büyük bir sessizlik olmuş. Günahkârın ruhu çırılçıplak çıkmış Tanrı nın karşınısa.
Tanrı, günahkârın yaşamının yazılı olduğu defteri açmış.
' Yaşamının çok kötü olduğu kesin,' demiş.
'işlediğin günahlar: (dahiyane, harika bir günah listesi sıraladı)' Bütün bunları yaptığına göre seni kesin cehenneme göndereceğim.'
'Cehenneme gönderemezsin beni.'
' Niye gönderemezmişim cehenneme? '
'çünkü hayatım boyunca orada yaşadım.'
Bunun üzerine Tanrı mahkemesinde büyük bir sessizlik olmuş.
' Ne yapalım! Cehennem'e gönderemediğime göre cennet'e göndereceğim.'
' Cennet' e gönderemezsin beni.'
' Niçin gönderemeyeyim Cennet'e?'
' Çünkü onu hiç hayal edemedim.'
Ve Tanrı mahkemesinde büyük bir sessizlik olmuş.
taşın üstünde birlikte televizyonda çalıştığımız zaman jeneriklerde olduğu gibi ikimizin isimleri yazacak ve bir mezar yazıtı olacak:"Nihayet, buraya geldiğimize pişman değiliz."