tara brach'ın dediği gibi: "hayatlarımızdaki en büyük trajedi belki de, özgürlük mümkün olduğu halde yıllarımızı aynı eski kalıpların içinde tutsak kalarak geçirmemiz... insanları çekincesizce sevmeyi, sahici olmayı, çevremizdeki güzelliklerin tadını çıkarmayı, dans edip şarkılar söylemeyi isteyebiliriz. ama biz her günümüzü hayatımızı eksilten iç sesleri dinleyerek geçiriyoruz."
en derin korkumuz yetersiz olmak değil. en derin korkumuz hesapsız bir gücümüzün olması. bizi korkutan karanlığımız değil, ışığımız. kendimize sorup duruyoruz: ben kimim ki muhteşem, harika, yetenekli ve müthiş olayım? aslında neden olmayasın ki? sen tanrının çocuğusun. kendini küçümsemenin kimseye faydası yok. çevrendekiler kendini güvensiz hissetmesin diye küçülüp durmanın aydınlanmakla ilgisi yok. bizler, çocuklarımız gibi parlamak için varız. içimizdeki tanrıya ait görkemi sergilemek için doğduk. bu sadece bazılarımızda değil, hepimizde var. ve ışığımızın parlamasına izin vererek bilinçdışı şekilde başkalarına da aynısını yapma izni vermiş oluruz. korkularımızdan özgür kaldıkça varlığımız diğerlerini de özgürleştirir.