Baykal'dan,Gandi'ye Ortadoğu İrfanı ve YeniOsmanlıcılık
(...) Fakir fukarayı kandırmak için tasarlanmış bile olsa, böyle bir sav ya da "taktik" karşısında gülmemek zor: millenium, değişim, dönüşüm, küreselleşim, yeni dünya düzeni, ne kadar moda kavram varsa sayıp dökün, sonra da, damdan düşer gibi, düşünsel ve düşünsel yol göstericilerinize gönderin bizi: Şeyh Edebali, Yunus Emre ve Mevlana! Sanki üç büyük filozof, üç büyük toplum bilimci, üç büyük ekonomi kuramcısı söz konusu! Sanki XIII. yüzyıldan bu yana, yeryüzünde bunca filozof, bunca toplumbilimci, bunca siyasabilimci, bunca ekonomi kuramcısı yetişmemiş! Yetiştiyse de Şeyh Edebali, Mevlana ve Yunus Emre'yi aşamamış. Sanki gözlerimizi her konuda Ortaçağ' a çevirmek zorundayız! "Tarihsel bir partinin genel başkanını hemen yargılayıvermek yanlış olur, bir bildiğivardır herhalde, olmasa böyle konuşmaz!" mı diyorsunuz? Ama, gerçekten bir bildiği varsa, bu durumda, Şeyh Edebali'nin toplumsal değişime ilişkin önerileri, Mevlana'nın yabancı anamalın ekonomik ve toplumsal gelişimdeki yeri konusunda geliştirdiği kuram, Yunus Emre'nin geri kalmışlığı yenme "stratejiler"ine ilişkin öngörüleri üzerine üçer beşer sayfalık birer yazı yazması, bir başka yazıda da tüm bu görüş ve önerileri hem birbirleri, hem bugünün gerekleriyle bağdaştırması, bunların nasıl ve ne ölçüde uygulamaya konulacağını belirleyip açıklayarak bizi aydınlatması gerekmez mi? (...)
Sayfa 160 - YKY·Kitabı okuyor
Ehl-i Sünnet'e göre, insanın yediği her şey —ister helal ister haram olsunonun rızkıdır. Mu'tezile ise “haram rızık değildir” demiştir. Bu ihtilaf, rızık kavramının tanımından kaynaklanır. Ehl-i Sünnet'e göre rızık, “canlının kendisiyle beslendiği şey”dir; Mutezile'ye göre ise “mülkiyet”tir. Ancak bu anlayış bâtıldır; çünkü Allah'ın “Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın” (Hud 11/6) ayeti, rızkı mülkiyetle sınırlamayı imkânsız kılar. Zira hayvanlar için mülkiyet söz konusu değildir. Ayrıca bir insan ömrü boyunca haram da yiyebilir; bu durumda, “Allah'ın rızkını yemedi” demek mümkün değildir. Sâbuni, şu muhtemel itiraza da cevap verir: “Madem haram da Allah'ın rızkıdır, öyleyse onu yiyen niçin cezalandırılır?” Cevap olarak der ki: Allah rızkı mutlak olarak vaad etmiş, ancak onu helal yoldan aramayı emretmiştir. Kul, hırs ve heva ile haram yoldan onu talep ederse, Allah rızkını o yoldan da ona ulaştırır; fakat kul, kötü seçimi ve ilahi emre muhalefeti sebebiyle cezayı hak eder. Bu durum, öldürme fiiline benzer: Öldürülenin ölümü Allah'ın yaratmasıyladır, ama katil, fiili kendi iradesiyle gerçekleştirdiği için mesul olur.”
Sayfa 126·Kitabı okudu
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"OMURGA"
Allah'a dua edecek yüzün olsun kâfi, yıkılmazsın. Omurga budur. "Omurgasızlar dik durmayı bilmez."
Bir gün döner dediğimiz özlediklerimiz. Öğretiyor beklerken ölmeyi Sonra da iman ediyorlar Allah'a inanıyormuş gibi Sevapmış gibi de gülüyorlar Üzmek sadaka değil ki!
1000Kitap
Biz şeytanı nasıl tanıyoruz? Rivayetlerde, Âdem Aleyhisselâm yaratılmadan önce şeytanın Allah'ın ihlaslı kullarından biri olduğu, hatta meleklerin hocası derecesinde bulunduğu an-latılır. Adem [as] yaratıldığında da zaten hiçbir tepki vermedi. Asıl kırılma, secde emrinin gelmesiyle yaşandı. Şeytan o anda isyanını açıkça dile getirdi: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın." 10 Bu söz, onun Allah'a nasıl bir meydan okumaya kalkıştığını göstermesi açısından çarpıcıdır. Asıl itirazı şuydu: "Ben dururken ona secde edilmesini nasıl emredersin? Ben ateştenim." Öte yandan meleklerin tavrı tamamen farklıydı. Onlar sa-mimiyetlerinden kaynaklanan kısa bir sorgulama yaşadılar: "Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni tesbih ve takdis ediyoruz."11 Allah-u Teâlâ ise "Ben sizin bilmediğinizi bilirim.” buyurdu. Bunun ardından melekler hiçbir tereddüt göstermeden secde ettiler. İçlerinden geçen kısa bir şaşkınlığın ardından emre hemen teslim oldu-lar. Fakat şeytan bunu yapmadı.
Bütün melekler ona secde ettikleri halde, iblis bu emre karşı gelip secde etmediği için lânetlenip huzurdan kovuldu Ve kıyamete kadar kendisine süre tanındı ve kendi soyundan gelen kalabalık bir toplulukla Âdem (a.s.) nesline musallat olma fırsatını elde etti. Lânetli şeytan Âdemoğlunun bedenine her tarafından girer, damarlarında kan gibi dolaşarak yoldan çıkarır, aldatır. Ancak şeytanlar hiç kimseyi zorla kâfir ya da isyankâr edemezler. İbadetleri sevimsiz ve zor gösterip günahları kolay ve hoş göstererek insana vesvese verirler. Hak teâlâ, hepimizi lânetli şeytan ile onun yardımcılarının kötülüklerinden korusun. Âmin.
İlmin yolu