(...)
Fakir fukarayı kandırmak için tasarlanmış bile olsa, böyle bir sav ya da "taktik" karşısında gülmemek zor: millenium, değişim, dönüşüm, küreselleşim, yeni dünya düzeni, ne kadar moda kavram varsa sayıp dökün, sonra da, damdan düşer gibi, düşünsel ve düşünsel yol göstericilerinize gönderin bizi: Şeyh Edebali, Yunus Emre ve Mevlana! Sanki üç büyük filozof, üç büyük toplum bilimci, üç büyük ekonomi kuramcısı söz konusu! Sanki XIII. yüzyıldan bu yana, yeryüzünde bunca filozof, bunca toplumbilimci, bunca siyasabilimci, bunca ekonomi kuramcısı yetişmemiş! Yetiştiyse de Şeyh Edebali, Mevlana ve Yunus Emre'yi aşamamış. Sanki gözlerimizi her konuda Ortaçağ' a çevirmek zorundayız! "Tarihsel bir partinin genel başkanını hemen yargılayıvermek yanlış olur, bir bildiğivardır herhalde, olmasa böyle konuşmaz!" mı diyorsunuz? Ama, gerçekten bir bildiği varsa, bu durumda, Şeyh Edebali'nin toplumsal değişime ilişkin önerileri, Mevlana'nın yabancı anamalın ekonomik ve toplumsal gelişimdeki yeri konusunda geliştirdiği kuram, Yunus Emre'nin geri kalmışlığı yenme "stratejiler"ine ilişkin öngörüleri üzerine üçer beşer sayfalık birer yazı yazması, bir başka yazıda da tüm bu görüş ve önerileri hem birbirleri, hem bugünün gerekleriyle bağdaştırması, bunların nasıl ve ne ölçüde uygulamaya konulacağını belirleyip açıklayarak bizi aydınlatması gerekmez mi?
(...)