Her şeyin boş ve geçici olduğunu hissettim. Katran gibi siyah gökyüzü delik deşik eski kara bir çadırı andırıyor, deliklerinde sayısız yıldız parıldaşıyordu. Çığlıkların içinde bir köpeğin uluduğu işitiliyordu. Düşündüm: "Gökte herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki çok uzakta, karanlık ve pek önemsiz bir şey olmalıdır. Belki de benim hiç yıldızım yok!"
Binlerce eğribüğrü sokakları, basık evleri, mektep ve kervansaraylarıyla "dünyanın gelini" dedikleri kenttir bu. Dünyanın en büyük kenti bilinen ve odamın gerisinde nefes alan, yaşayan kent. Köşemde gözlerimi yumdum mu onun o karışık gölgelerini hayal ederim. Kentin köşklerinden, mescitlerinden, bahçelerinden beni etkileyen, gözümün önünde canlanan tek şeydir bu gölgeler. Duvarda bir de aynam vardır, ki bakar yüzümü seyrederim. Münzevi hayatımda bu ayna, benimle hiçbir ilişkisi olmayan ayaktakımlarının dünyasından daha önemlidir.