Herkesin öyle bir hikayesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği. Çünkü kimsenin dinlemediği... İçine atmak, diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?
"Bekleyin! " demişti. "Burada bekleyin. Onlar size gelecek."
"Kimler? " diye sormuştu Filipinli.
"Hayatının anlamını bulmuş olanlar. Hayatlarını adayacakları şeyi bulmuş olanlar gelecek. Siz de kalplerini söküp, yerine o şeyleri koyacaksınız. Sonra da kalpleri fırlatıp atacaksınız! "
"Ama... " demişti kızılderili. "Kalpleri olmadan nasıl hayatta kalırlar? "
"Göreceksiniz! " demişti bina da.
"Peki ya kimse gelmezse? " diye sormuştu Filipinli.
"Kim kalbinden vazgeçecek kadar kendini bir şeye adayabilir ki? "
"Onu da göreceksiniz! " demişti bina.
"Ya hayatlarının anlamını bulamayanlar? " diye söze girmişti kızılderili. "Onlar ne olacak? "
"Onlar da, göğüslerinde bir et parçasıyla, canlı canlı çürüyecekler. Ve buna da, yaşamak demeye devam edecekler! "
Doğru söylüyordu. En azından doğru söylediğini düşünüyordu. Çünkü dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti: Umut.
Ben pencereden bakarken
Kimseler ölmemişti
Ölüm diye bir şey yoktu ki Hilmi Bey
Var mıydı? -
Yüzümden bir şeyler aktı aktı
İçim de menekşelendi Hilmi Bey
Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk
Hiçbir yere gitmiyor.