Emre İnanır

Emre İnanır
@emreinnr
Yazar
Lisans
İskenderun
3 Ekim
38 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
🥀 Şarkının; "-Gel gönülsüz de olsan.." dediği yerde yıkılıp kalmak..
1000Kitap
Emre İnanır
Devamında da "el yerine koysan" diyor, çok çaresizce. 🥀
Reklam
"İnsan, sevdiği bir kişiyi ne kadar özlediğini rüyasında görünce fark etmesi de çok acı.."
1000Kitap
Emre İnanır
-Rüyasında görmek için dua ediyorsa bu daha da acı bir durum..
Çok defa düşünürüm: Bâkî ile Sinan acaba dost oldular mı? Süleymaniye’nin yapıldığı yıllarda Bâkî yirmi beşle otuz arasında genç bir molla idi. Bir yıl kadar da Süleymaniye binalarının inşasına nezaret etmişti. Kim bilir, belki de Türkçe’yi o kadar kudretle bükmesini burada, nizamını yakından bilmediği bu sanatın gözü önünde, çıldırtıcı bir sağlamlıkla yükselişini göre göre öğrenmiştir. 1572 de, hocası ve hâmisi Kadızade ile Halep’ten döndüğü zaman elbetteki ilk Cuma namazını, bir vakitler temellerine, sütunlarına, şaşırtıcı mihrabına, Evliya Çelebi’nin kendisine has buluşu ile genişliğini, mermer döşemelerinin beyazlığını, “harem-i beyaz”, “ak yayla” diye anlatmaya çalıştığı be billûra benzettiği avlusuna, zafer kasidesi kapılarına uzun uzun bakmıştı. Belki de bütün imparatorluğun gururu olan mimara koşmuş, ellerine sarılmış; “-İlâhi Sinan! Ey susan taşın ve konuşan hacimlerin şairi; ey maddenin uykusuna kendi nabzının âhengini hepimizin imanıyla beraber geçiren! Aydınlığı en bilgili terkiplerde eritilmiş madenler gibi yumuşatıp ondan zaferlerimize hil’atler biçen! Sen bu şehre bütün dünyanın kıskanacağı bir cami yaptırmakla kalmadın; insan düşüncesinin erişilmesi güç hadlerinden birini tespit ettin.” Demiştir. Hayır, elbette ki Bâkî böyle şişkin, böyle taklit dille konuşmazdı; ona daha basit, çok basit ve çok güzel, bir duaya benzer şeyler söylemiştir Kanunî Boğaz’da veya Haliç’te sık sık yaptığı gezintilere Bâkî’yi beraber götürürmüş. Efendisi için o muhteşem mersiyeyi yazarken, belki de bu gezintilerden dönüşlerinde, Hisar’ların kilidini aştıktan biraz sonra, yahut Sütlüce’den uzaklaşır uzaklaşmaz karşılarına çıkan ve bir daha ufuktan ayrılmayan Süleymaniye’yi düşünmüş, onun uçmaya hazır, gergin kütlesini bir örnek gibi almıştı. Şiirimizde gerçekten mimarî
Tarih
Emre İnanır
Neresinden kessem diye düşündüm ama elim gitmedi kesmeye :)
Ah, şu çocuk gözlerindeki minnet! Dünyada, bir parça iyilik edebilmekten daha güzel bir şey olmuyor. Fırtına içinde, viran bir gemi teknesi gibi sallanan bu sefil ve karanlık oda, ocağın kızıl akisleri içinde birdenbire öyle munis ve mesut bir yuva olmuştu ki… Biraz evvel hayata gösterdiğim emniyetsizlik için, kendi kendime utanıyordum. Çocuk, artık konuşmaya başlamıştı. Kolları boynumda, sarı saçları bileklerimden dökülerek, gözlerime bakıyor, sorduğum suallere ağır ağır cevap veriyordu. Dün akşam, üvey annesinden çok korkmuş, köyün öteki ucundaki bir ambara kaçarak samanların arasına girmiş. Samanlar insanı yatak gibi sıcak tutuyormuş. Fakat, bugün çok acıkmış. Dışarı çıkarsa tutup yine eve götüreceklerini biliyormuş. Onun için çaresiz, geceyi beklemiş. Zavallı çocuğun en büyük ümit yeri benmişim. Bütün gün "Hocam mutlak bana ekmek verir," diye kendini avutmuş. Biraz sonra, çocuğun parlak gözlerine bir gölge düştüğünü, ilk neşesinin sönmeye başladığını fark ettim. Sormaya lüzum yoktu. Çünkü aynı korku bende de uyanmıştı. Yarın sabah Munise'yi yine eve götürmek lâzım gelecekti. İçimde sönük bir ümit yok değildi. Çok güzel bulduğumuz için, hiçbir zaman elimize geçmeyecek sandığımız şeylere karşı duyulan o ümitsiz ümit. Munise'de neticesiz bir rüya uyandırmaktan korkar gibi yavaş bir sesle Hatice Hanım'a dedim ki: - Mademki bu kızı, evlerine istemiyorlar. Acaba ben, onu kendime evlat etmek istesem razı olurlar mı? Benim de kimsem yok. Vallahi bu çocuğa kendi evladım gibi bakarım. Acaba vermezler mi? Bu çılgın arzum, Hatice Hanım'ın dudaklarından çıkacak kelimeye bağlıymış gibi, titreye titreye ellerimi uzatıyor, boynumu büküyordum. İhtiyar kadın, gözlerini ocağa dikmiş, düşünüyordu. Ağır ağır başını salladı: - Fena olmaz. Yarın muhtarla
İnkılap Yayınları
irem isimli okura yanıt verildi
Emre İnanır
1-2 sayfa pasaj şeklinde paylaşıyorum.