İbni Fazlan şöyle der:
Oğuzlardan biri hastalanınca, o kimsenin cariyeleri ve köleleri kendisine hizmet ederler. Ev halkından başka hiçbir kimse ona yaklaşamaz. Çadır evlerinden uzakta onun için bir çadır kurarlar. Ölünceye veya iyi oluncaya kadar onu çadırda bırakırlar. Eğer bu kimse fakir veya köle olursa onu sahraya atıp giderler.
Aralarından biri ölürse onun için ev gibi büyük bir çukur kazarlar. Bundan sonra cesedini alıp hırkasını (elbisesini) giydirir, kuşağını ve yayını kuşandırırlar. Eline, içinde nebîz olan ağaçtan bir kadeh verip, önüne içinde nebîz bulunan ağaçtan bir kap koyarlar. Sonra bütün şahsî eşyasını getirip onunla birlikte bu oda gibi çukura koyarlar. Daha sonra ölüyü çukurda oturtup üzerini tavanla örterler. Mezarının üzerine çamurdan kubbe gibi bir tümsek yaparlar. Bundan sonra, ölünün hayvanlarının yanına varıp miktarına göre birden yüze veya iki yüze kadarını kurban olarak öldürürler. Onların etlerini yerler. Başlarını, ayaklarını, derilerini ve kuyrukla-rını bir tarafa ayırıp, bunları kesilmiş ağaçlar üzerine kabrinin başına asarlar. Bunlar, "Ölünün, cennete giderken bineceği hayvanlardır." derler. Eğer ölen kimse, sağlığında insan öldürmüş kahraman biriyse öldürdüğü insanların sayısı kadar ağaçtan suret yontup bunları kabrinin üzerine dikerler. "Bunlar, onun hizmetçileridir. Cennette ona hizmet edecekler." derler.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ebubekir kuvvetiyle tanınmıştı. Öyle ki bir Türk okunu (yekpare) bir araba tekerleğine (kağnı tekerleğine) attığında, okun demir ucu onu delip geçer fakat sapı içinde kalırdı.
Sultan, Ebubekir'in kuvvetini duyunca ona altı kilo ağırlığında, tahminen bin gulden altını değerinde bir kılıç göndermişti. Kılıç kendisine getirildiğinde, o, kılıcı denemek için üç yaşında bir öküz getirtti. Öküzü bir vuruşta ortasından ikiye böldü. Bu olay, henüz Timur sağken olmuştu.