İris ve Roman, rakip iki gazeteci, sadece birisi köşe yazarı olacak. İkisi için de bu pozisyon çok önemli, ikisinin amacı da aynı farklı dünyalardan gelseler de. Köşe yazarı olmak için her şeylerini ortaya atacakları bu rekabette hayatın onlara sunacağı sürprizden habersizler.
Serinin ilk kitabı İris'in abisi Forest'ın Tanrıların Savaşı'nda savaşmak için cepheye gitmesi ile başlıyor. Bu gidişin ardından ise İris ve annesinin hayatı eskisi gibi olmayacaktır. Okulu bırakmak zorunda kalan İris gazetedeki işinde çalışırken Roman ile köşe yazarlığı rekabetinde her şeyini vermeye hazırdır. Tıpkı Roman gibi...
Roman ise zengin bir ailenin çocuğu. Ancak zıtlıkların birleştirici gücü ikisinin de kaderini yazmaya başlamıştır.
İris, cepheye giden abisine ulaşmak için daktilosunda yazdığı mektupları evlerindeki gizemli gardıropa koyduğunda mektupların abisinin eline ulaştığını düşünür. Taa ki mektupların ulaştığı kişi kendisinin Forest olmadığını söyleyene kadar. Gelen cevaptan sonra ise aralarında zamanla kendi hayatlarını, duygu ve düşüncelerini kaleme aldıkları büyülü mektuplaşmalara dönüşür.
Tanrıların Savaşı'nı, Roman ve İris'in yaşadıkları ve aşkın gelişini kendisine has kalemi ile aktarmış yazar eserinde.
"Bence hepimiz zırh giyiyoruz. Bence giymeyenler aptallık ediyor, dünyanın keskin
kenarları tarafından tekrar tekrar yaralanmanın acısını yaşama riskine giriyorlar. Ama bu aptallardan öğrendiğim bir şey varsa o da savunmasızlığın çoğumuzun korktuğu bir güç olduğu. Zırhını çıkarmak, insanların seni olduğun gibi görmesine izin vermek cesaret ister. Bazen ben de senin gibi
hissediyorum: İnsanların beni olduğum gibi görmesi riskini göze alamam. Öte yandan zihnimin derinliklerinde bir ses var, bana sürekli, "Bu kadar ihtiyatlı davranarak çok şey kaçırıyorsun," diyor." ( I
Ebedî RekabetRebecca Ross · Olimpos Yayınları · 20241,244 okunma
Kitapla ilgili en sevdiğim şey etiketler üzerinde durmasıydı. Bu noktayı "Atomik Alışkanlıklar" kitabı da değinmişti ve kesinlikle çok hak vermiştim. Beyin her koşulda çelişkiyi sevmediğinden dolayı kendince tutunduğu bazı kurallar veya şemalar vardır. Biz insanlar gerek çevremizde olup bitenleri gerek kendimizi algılayışımızda belli başlı öğrenmelerimizle yorumlarız. Bu yorumlamalar ise genelde kişinin karakterine atıfta bulunur ve buna "temel atıf hatası" denir. İnsanlar, çevresindeki insanları yargılarken veya bir olay hakkında bir yorumda bulunurken ilk değindiği şey kişinin karakteri olur. Birisi geç kalıyorsa eğer trafikten değil o kişinin tembelliğine atıfta bulunur. Bu atıflar, çevremizi ve kendimizi yorumlayışımızı şekillendirir. Halbuki insan; bağlama, ortama, kişiye göre değişen bir varlıktır. Bazı insanların yanında a özelliğine sahipken, bazı insanların yanında özelliğine sahibizdir. Genel olarak çok ilgi bekleyen birisi değilken, belli başlı kişilere karşı çok ilgi beklerken buluruz kendimizi. Bu, aslında kendimize olan tanışıklığımızın yanlış olmasından kaynaklanmaz, tam tersi kendimizle daha tanışık oluruz. Birçok mekan, insan ve durum bizim yeni bir yönümüzü keşfetmemize olanak sağlar. Belki de yeni keşfettiğimiz o yön hiç yoktur içimizde, sonradan gelmiştir bize ama bir şekilde yenidir. İşte bundandır insanlar sürekli sınırlarınızı aşın, kendinizi aşın diyorlar. Her keşfettiğiniz yeni yer, keşfettiğiniz yeni insan ve keşfettiğiniz yeni olaylar bizi aslında bizimle daha çok yakınlaştırıyor. Ben şahsen nedense bir an önce kendimi tanıma olayını aşıp genç yetişkinlikten çıkmış olmak istiyorum ama sanırım yaşımız kaç olursa olsun zihni yeni deneyimlere açarsak kendi içimizde değişecek yeni şeyler, yeni özellikler ve yeni varyasyonların çıkacak. Beynimin
Çok değerli hocamın tavsiyesiyle kendisi bayılıyor gerçekten uzun zaman sonra korktuğum bu kitabı elime alıp okudum. Edebiyatın tarihinin en büyüklerinden biri olmasıyla beraber aynı zamanda sinema ve genel olarak tüm eğlence ürünlerinde çok büyük ağırlığı olan bir “franchise” LOTR. Yani biraz o meşhur “ağır taştır” durumu söz konusu. Filmlere dokunmadım her zaman çünkü ben sinema değil kitap sevdalısıyım ve kitabın çok daha iyi olacağını az daha tahmin edebiliyordum. Açıkçası geçmişte bundan başım yandı tma hatırlamıyorum ama bir kitapta bay üzmüşlerdi değişikliklerle beni Harry Potter’da da aynı durumu yaşadıktan sonra ben yönetmenin değil yazarın vizyonunu görmek istiyorum deyip bu kuralı kendime koydum. Peki ne oldu?
Ben fantastik seven bir insanım. Kendimi hep böyle düşündüm. Bu tuzağa düşme sebebim ise Skyrim oyunuydu. SKyrim benim favori oyunum her zaman parmakla işaret edeceğim oyundur. Öyle herkese oynayın demem ama keyifli vakit geçirmemi garanti edebilecek bir oyun olduğunu düşünürüm her zaman. Defalarca oynasam da sıkılmam bıkmam. 3-4 kere bitirdim ve hepsi 100 saate yakındır muhtemelen. Bu da açık ara onu en çok oynadığım oyun yapıyor. Skyrim’in uçsuz bucaksız topraklarını büyülerini dağlarını bayırlarını kılıç savaşlarını şövalyelerini hikayelerini her şeyini çok severim. Benim için en ev gibi hissettiren oyundur. Açıp içinde kitap okurum bıraksanız o kadar sarar beni. Peki Skyrim’de bu kadar hoşuma giden şey ne? Muhtemelen çok sandbox bir oyun olması. Oynadığım ilk lineer olmayan bir oyun ve her köşesinin de dolu olması hakkını vermesi. Her yeni bir yerde bir hikaye ile karşılaşmak ve bunları yaşamak. Ama ben her zaman fantastik dünyayı ve özellikle büyüleri çok sevdiğimi düşündüm. Büyüleri hala çok seviyorum. Gerçekliği, fiziği doğanın kurallarını
Benim bu seriden vazgeçmem imkansız. Bu seri gözümde ve kalbimde öyle bir yerde ki hangi kelimeleri kullanarak kendimi ifade edebilirim bilmiyorum.
The Dungeon Anarchist's Cookbook, serinin diğer güzelliklerini aratmayacak şekilde aksiyon dolu ve akıcıydı. Bende kitapların ACE versiyonu var ve eğer kapaklarını biliyorsanız zaten bariz bir şekilde olayların trende geçtiğini anlamışsınızdır.
Zindanın dördüncü katına geçen Carl ve Donut, bu sefer gruplarına yeni bir kankitoşko dahil etmek zorunda kalıyorlar; Katia. Bir önceki kitapta bir çeşit röportaj programında konuşma imkanı buldukları Hekla'nın ricası üzerine gruplarına aldıkları Katia bir şekil değiştirici. Kendi vücudunu kilden bir hamur gibi şekillendirebiliyor. Hatta kendi vücuduna katabildiği metallerle vücudunun bileşenlerini bile değiştirebiliyor.
Olaylar Carl, Donut ve Katia'nın kendilerini hareket halindeki bir trenin içinde bulmalarıyla başlıyor. Biricik AI'yımın bildirimi bile ilk sayfadan beni gülümsetti; "Choo choo, motherfucker!" diyerek sizleri karşılayan kaç tane psikopat yapay zeka tanıyorsunuz Allah aşkına?
Orijinal ikiliye dahil olan Katia'nın ve Hekla'nın kızlarına dair birçok şey öğrendiğimiz bu kitapta zindanın biraz daha derinlerine iniyoruz. Her katta bireysellik bir tık daha zorlaşıyor ve mutlaka bir birlik gerektiriyor. Ve elbette saçmalıklar üzerine saçmalıklar yaşanırken hem gülüyor hem de "Iyyy, hayır be!" diyordum.
Kitapları bu platform üzerinden okuduğunu belirten yok. Nasıl okuyan yok hâlâ anlamış değilim ama ben yine de SPOİ kısmını belirteceğim.
BU BÖLÜMDEN SONRA CİDDİ VE DEHŞET ORANDA SPOİ OLACAK. KENDİME BU KİTABI TARTIŞABİLECEĞİM DCC ARKADAŞLARI HEDEF ALIYORUM. KİTABI OKUMADIYSANIZ AMA OKUMAYI DÜŞÜNÜYORSANIZ VE SPOİ SİZİ BOZUYORSA DEVAM ETMEYİNİZ
İlk zamanlarda Rabbim'den ayetler gelmiş ya yol göstermek için kıskandım .
Onlar ne büyük zât...
Sonra düşündüm oysaki bizede nasip oluyor sadece bakmasını bilirsek:)
Tevbe AhlakıAbdullah Kara · Siyer Yayınları · 2021237 okunma
okuldayim ./ zar zor yazıyorum, biraz kısa olabilir kusura bakmayin.
öncelikle yine kitabin konusuyla başlayayım: jude, cardan tarafından sürgün edildiği insan dünyasında yaşarken taryn'in başındaki bir belayı çözmek için onun kılığına girip gizlice periler diyarına geri döner. fakat bu sırada madoc tahtı ele geçirmek için planlar kurar ve savaş başlatmaya karar verir. cardan peri halkının yüce kral olarak onu seçeceğinden emindir, aynı zamanda madoc da kendi ordusunun(tam ne desem bilemedim ahajahd) ona sadık olduğuna emindir. cardan'ın lanetli tacı kırmasıyla asıl savaş başlar.
~~
kitap çok güzeldi. seri bence gittikçe daha da gelişti ve güzelleşti —alışma aşamamdan dolayı bana öyle gelmis de olabilir.—
kitapta en çok sevdiğim şey, cardan ve jude'un mükemmel ilişkisi!! cardan her yeni kitapta daha çok gelişti bence. zalim olmasının onun suçu olmadığını biliyorum tabii, asıl zalim olan ailesi.
novellayı okuyup işleri cardan'ın bakış açısından görmeye de çok heyecanlıyım.
eğer serinin kitaplarını sıralıyacak olursam büyük ihtimalle böyle sıralarım;
Lanetli Kral>Hiçliğin Kraliçesi>Zalim Prens
aslında en çok puanı #k:296153ne verdim ama Lanetli Kralı daha çok beğendim ehe.
çünkü bu son kitapta aşk daha çok ön plandaydı. bu benim cok kalbimi ısıttı yanii anlatamam çok tatlılardı. savaş falan olmasına ragmen bu kitap bana daha durgun geldi niyeyse.
Lanetli Kral baya eğlenceli ve daha aksiyonluydu bence. ve ben kaos tercih ederim. ama duygusal anlamda bakarsak #k:296153ni daha çok sevdim.
onun dışında, sonda niye taryn ve hayalet'in arasında bir ima vardi anlamadim. yoksa ben mi yanlis yorumladim¿ mesela niye hayaletin taryn'i izlediği detayini söylersin ki
ilk enemies to lovers serimide bitirmiş oldum .P
genel olarak evren hoşuma gitti, büyük ihtimalle Tithe veya Yalancı Vâris