Hiçbir şey,yeryüzünde hiçbir şey çaresizliği,kendinden ümidi kesmişliği,daha hayattayken ölmüş olmayı bu hareketsizlik,
şakır şakır yağan yağmurun altında bu durgun ve duygusuz duruş,korunacak bir dam altı bulmak için birkaç adım atamayacak kadar yorgun olmak,kendi varlığına karşı bu olağandışı ilgisizlik kadar sarsıcı bir şekilde ifade edemezdi.
Yalnızca tutkunun ne olduğunu hiç bilmeyen insanlar,nadiren bu duyguyu tattıklarında,belki de bu kadar çığ gibi ani,kasırgaya benzer tutku patlamaları yaşıyorlar:O anda yaşanmamış yıllar, kullanılmamış güçlerin biriken öfkesiyle birlikte insanın göğsüne yumruk gibi iniyor.
Bir sokak lambası ne zaman üzerlerine çapraz olarak vursa, gölgeleri sarılmış gibi iç içe geçip eriyor,yayılıyor,kavuşuyor,iki beden yekvücut oluyor,sonra yeniden kucaklaşmak üzere ayrılıyordu; oysa o sırada onlar yüzleri solgun,soluk soluğa yürüyorlardı.