O da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi.Arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı. Ondan çok şey istendikçe o daha fazlasını verirdi.Ama onunla kimsenin konuşmadığı, onu kimsenin görmediği, duymadığı, arzulamadığı yalnızlığı sırasında çirkinleşmiş,sersemlemişti,çaresiz kalmış ve mutsuz olmuştu.O ancak yaşamın içinde canlanırdı, yalnızlıkta çöküp gölgeye dönüşürdü.
Ruhu kalabalıklarla öylesine aşırı beslenmişti ki,tek bir kişi ona kısa zamanda sıkıcı gelmişti ve yalnız kalır kalmaz kendini iğrenç ve açlıktan bitkin düşmüş biri gibi görüyordu.
Burada,bu tarafta insanların yaşamasına izin vardı;buradaki insanlar nefes alabiliyor ,özgürce konuşabiliyor, istediklerini yapabiliyor,ciddi işlere hizmet edebiliyorlardı;ancak köprünün öte yanında,sekiz yüz metre ötede tıpkı bir hayvanın iç organlarının çıkarılıp alınması gibi insanların istekleri,arzuları içlerinden sökülüp alınıyordu;insanlar orada yabancı insanlara itaat etmek ve hiç tanımadıkları yabancı insanların kalbine bıçak saplamak zorundaydı. Ve tüm bunların arasında iki kirişin üzerindeki on düzine ahşap kazık üzerine kurulmuş şu küçük köprü vardı.
Bu yaprağın ne önemi var?Yarın öbür gün burada binlerce,on binlerce,yüz binlerce yaprak fundalıklarda çiçek açacak ve her biri benim için yabancı olacak,tıpkı bunun gibi. Bu 'resmi' yazısı da ne demek? Okumam gerektiği anlamına mı geliyor? Ben kimsenin amiri ya da komutanı değilim,insanlar üzerinde yaptırım gücüm yok,kimseye emredemem,fakat kimse de bana bir şey emredemez.İsmim ne arıyor orada bu ben miyim?Onun ben olduğumu söylemem için kim beni mecbur edebilir,orada ne yazdığını okumam için kim beni mecbur edebilir?İçinde ne olduğunu ancak istersem öğrenebileceğim bu yaprak nasıl beni huzursuz edebilir?