Dr. Otto Warburg. Kanser hücrelerinin nasıl beslendiğini keşfettiği için Nobel Ödülü kazandı. Sonra kanser, diyabet ve obeziteyi önleme yöntemi keşfetti, ama bunu açıkladığında tıbbi sistem onu yok etti. İşte bilinmemesi gereken yedi gizli keşfi: 🧵 Warburg, kanserin ana sebebini belirlediği için 1931 yılında Tıp Nobel Ödülü'nü kazandı. Kanser hücrelerinin oksijene dayalı enerji üretimi (solunum) yerine, oksijen varken bile şekeri fermente etmeye dönüştüğünü kanıtladı. Bugün bu «Warburg Etkisi» olarak biliniyor. Keşfinin neden devrimci olduğunu açıklayayım: • Normal hücreler mitokondri içinde oksijen kullanarak enerji üretir. • Kanser hücreleri ise mitokondriden kaçar ve glikoz fermantasyonuna bel bağlar. • Böylece şekere bağımlı hale gelir. Şimdi, susturulmuş yedinci keşfine geçelim 1) Oksijen sağlığın temeli. Warburg, kanser, diyabet ve obezite gibi çoğu kronik hastalığın hücre solunumunda yetersizlikten başladığını vurguladı. Sorun temelde metabolik bir sorun. 2) Kanser şekerle beslenir. Warburg'un deneyleri, kanser hücrelerinin glikozdan mahrum bırakıldığında hayatta kalmakta zorlandığını gösterdi. Bu fikir, kanser tedavisinde yardımcı yöntem olarak düşük karbonhidratlı ve ketojenik diyetler üzerine on yıllar süren –çoğunlukla ihmal edilmiş– araştırmalara ilham verdi. 3) Çevresel zehirler hücreleri boğar. Warburg, duman, ağır metaller ve plastikler gibi endüstriyel kirleticilerin hücresel solunuma zarar verdiğini konusunda uyardı. Bu toksik yükün, oksijen metabolizmasını engelleyerek kanser için sessiz bir zemin hazırladığını gördü. 4) Kanser kendine özgü asidik ortamını yaratır. Warburg, kanser hücrelerinin şeker fermantasyonu sırasında laktik asit salgıladığını keşfetti. Bu asit, pH seviyesini düşürerek oksijeni daha da engeller ve düşük oksijenli, yüksek asidik
Alıntı
Neden Doğal Tarım ?
Binlerce yıldır toprağı sürüyoruz ve monokültür (tek tip) ekim yapıyoruz. Sonuçta topraktaki organik maddeyi neredeyse yitirdik, topraklarımız hızla çölleşiyor. Gelinen son noktada artık insan eli değmeden, devasa makinelerle tarımsal işlemler yapılabiliyor. Peki, bu modern görünümün arkasında neler yatıyor? Ekolojik ve Sağlık Boyutu Kullanılan pestisitler (tarım ilaçları), başta uygulayıcılar olmak üzere insanlarda kansere kadar varabilen hastalıklara yol açıyor. Bu kimyasallar sadece "zararlıları" değil, tozlaşmayı sağlayan arıları ve toprağı havalandıran solucanları da öldürerek ekolojik zinciri kırıyor. Pullukla toprağın derinlemesine sürülmesi, toprağın hapsettiği karbonu açığa çıkararak iklim krizini tetiklerken; içindeki faydalı mikroorganizmaları da yok ediyor. Sentetik gübreler ise toprağın doğal mikrobiyolojisini bozarak onu adeta "yatalak bir hasta" haline getiriyor; toprak artık dışarıdan kimyasal müdahale olmadan verim veremez noktaya geliyor. Ekonomik Esaret ve Tohum Meselesi Çiftçiler, kısa vadeli yüksek verim uğruna toprağın geleceğini feda ediyor. Sadece bu da değil; her yıl yeniden alınması gereken hibrit tohumlar yüzünden üretimde dışa bağımlı hale geliyorlar. Bitki, sadece o markanın ilacı ve gübresiyle ürün verecek şekilde bir sisteme dahil edildiği için çiftçi kredi döngüsüne hapsoluyor, bağımsızlığını yitiriyor ve aracıya boyun eğmek zorunda kalıyor. "Dünyayı Doyurma" Yanılgısı Sektör devleri hep aynı şeyi söylüyor: "Eğer bu sistemi kullanmazsak dünyayı doyuramayız." Oysa gerçek şu ki; zaten doyuramıyorlar. Dünyada hâlâ açlık sınırında yaşayan milyonlarca insan var. Sorun üretim miktarında değil, adaletsiz dağıtımda. Üretilen yiyeceğin 3'te 1'i israf ediliyor; bu miktar bile tek başına dünya açlığını bitirmeye yeterli. Ancak asıl amaç
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
BİR SORU: MÜLK MÜ EMANET Mİ?
Kur’an’ın dünyaya bakışı, mülkiyet merkezli değil, emanet merkezlidir. “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar bunu yüklenmekten çekindiler; onu insan yüklendi” (Ahzâb 33:72) ayeti, insanın varlıkla ilişkisinin temel ontolojik statüsünü belirler. Dünya, insanın mutlak mülkü değil; kendisine geçici olarak bırakılmış bir sorumluluk alanıdır. Bu nedenle insanın dünyayı sahiplenmesi, ona sınırsızca hükmetmesi ve kaynaklarını keyfince tüketmesi, Kur’ani perspektif açısından aslında bir yanılgıdır. Bu emanet anlayışı, modern kapitalist zihniyetin tam karşısında durur. Kapitalizmin temelinde sürekli büyüme fikri vardır ve dünyayı bir meta deposu, bir stok alanı ve sınırsız kullanım nesnesi olarak görür. Kur’an, dünyayı bir emanet olarak tanımlar. Aslolan mülkiyet, sahip olmak değil; sorumluluk, korumak ve gözetmektir. İnsanın dünyayı sahiplenme arzusu, Kur’an’da doğrudan nefsin bir tezahürü olarak okunur. “İnsan gerçekten çok zalim ve çok nankördür” (Ahzâb 33:72) ifadesi, bu emaneti yanlış anlayan benliğin eleştirisidir. Çünkü sahiplenme duygusu, insanı ölçüsüz tüketime, tahakküme ve zulme sürükler. Emanet bilinci ise insanı sınıra, kanaate ve merhamete çağırır. Bu bağlamda günümüzde dünyaya egemen olan büyüme ideolojisi, öncelikle insanın kendi hakikatini; sonrasında da emanet ve sorumluluk bilincini unutmasıdır. İnsan, kendisini sınırlı ve hesap verecek bir varlık olarak görmek yerine, dünyayı sınırsızca kullanma hakkına sahip bir özne gibi konumlandırdığında, büyüme artık teknik bir zorunluluk değil, varoluşsal bir saplantı hâline gelir. Kur’an bu yüzden kendisini bir “hatırlatma” (zikr) olarak tanımlar: “Bu Kur’an, âlemler için ancak bir hatırlatmadır” (Tekvîr 81:27); “Biz sana zikri indirdik ki, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın” (Nahl 16:44).
Duygu ve Düşünce
Medeni İnsanın Sekiz Büyük Günahı - Konrad Lorenz 1. Aşırı Nüfus 2. Çevrenin Yok Edilmesi 3. Kendine Karşı Yarış 4. Öldürücü Bir İlgisizlik 5. Genetik Bozulma 6. Geleneğin Kopuşu 7. Endoktrinasyonun Yayılması 8. Atom Bombaları Konrad Lorenz’in bu yazıda inceleyeceğimiz kitabı bundan yaklaşık 50 sene önce, 1973 yılında çıkmış. Lorenz bu kitapta modern insan medeniyetinin ortaya çıkardığı ve aynı zamanda onu da tehdit eden sekiz büyük problemden bahsediyor. İnceleme sırasında da göreceğimiz gibi, aslında bu problemlerin hepsinin altında yatan temel faktör modern teknolojidir. Modern teknolojinin gelişmeye devam etmesi ile birlikte bu problemlerin günümüzde yoğunlaştıklarını ve daha yaygın hale geldiklerini görüyoruz. 1. Aşırı Nüfus Organik yaşam, tıpkı bir baraj gibi, evrensel enerji akışının ortasına kurulmuştur. Yaşam biçimleri, negatif entropiden faydalanarak kendilerine enerji çekerler ve büyüyüp gelişirler. Büyümeleri ile birlikte enerji soğurma kapasiteleri de artar ve bu durum büyüme hızlarını da artırır. Bu tarz bir pozitif besleme mekanizmasının felaket ile sonuçlanmaması, bu pozitif geri besleme mekanizmalarının Doğa’da negatif geri besleme mekanizmaları ile dengelenmiş olması sayesindedir. Acımasız bazı fizik ve olasılık yasaları bu enerji soğurma ve büyüme eğilimini dengeler. Bu yasalar sayesinde canlılar ve eko-sistemler homeostatik bir denge kurarlar. Ancak insanoğlu teknoloji sayesinde bu kısıtları aşmakta ve negatif geri bildirim ile dengelenmeyen bir sürekli pozitif geri bildirim mekanizması ile nüfusunu sürekli artırmaktadır. Aşırı nüfus insanların büyük kitleler halinde devasa şehirlerde yaşamasına sebep olur. İnsanoğlu sürekli olarak yüzlerce, binlerce kişi ile fiziksel bir yakınlık içerisinde olduğu bu tarz bir varoluşa adapte olmuş
chris marker/sans soleil-10
Sürekli tekrarlayan lokal sarsıntılarla herhangi bir sıkıntım yoktu. Ancak belirtmeden geçemeyeceğim sanırım, geçen akşam ki büyük sallantı, bir şeyleri açıklığa kavuşturmam da faydalı olmuştu. Şiir, kesinlikle bir güvensizlik ürünü başıboş Yahudiler, krize giren Japonlar: dış görünüşlerine göre onları yargılayanların dünyasında yaşamaya alışmışlar sanırım: kırılgan, kısa süreli barınılan, buruk... gezegen gezegen trenler...geçmişlerinde kahramanca dolaşan dövüşen samuraylar. Buna "şeylerin sürekliliğini yitirmesi" diyoruz. Şimdi bahsedeceğim çoğu şeyi yaşadım, deneyimledim ya da izledim diyebilirim. Gecenin sadece yetişkinler için ayrılan ve erotik şovları içeren kısımları da buna dahildir. Aynı riyakarlık çizgi romanlarda da var ve bu şifreli bir riyakarlık. Sansür ise asla şovu aksatan bir şey değildi, aksine şovun ta kendisiydi! Şifre, mesajın da ta kendisiydi. Sadece biraz daha arkada gizlenip var olana dikkatleri çekerdi. Dinlerin de baştan beri yaptığı şey buydu. O yıl, Tokyo sokakları cidden fiyakalı bir şeyle karşı karşıyaydı: Papa'nın ziyaretiyle. Vatikan'ı asla terk etmeyen demirbaş hazinelerin bir kısmı Sogo Alışveriş Merkezi'nin yedinci katında bulunan özel bir yerde sergileniyordu. Bu tip şeylerin ilgi çekiciliğinden dem vurmayı da ihmal etmemişti: yüksek merak ve endüstriyel casusluğun pırıltılarını taşyan gözlerle-bu sergilenen şeylerin iki yıl içerisinde Katolikliğin daha verimli ve daha ucuz bir tüketici formunu inşa edebileceğine inanıyorum- ama kutsal olana da bir ilgi söz konusu burada elbette, bu başkasının kutsalı da olsa. Macy's galerisinin üçüncü katı, Hokkaido'daki Josen-kai adası taraflarında olduğu gibi, Japon sergisinde bulunan kutsal işaretleri ne zaman görücüye çıkaracak duruma gelebilirdi acaba? Bu işaretlerin en önemlileri(!) olan
Yapay Zekanın 10 Yılda Değişimleri;
Önümüzdeki 10 yılda yapay zekanın (YZ) gelişimi, dünyayı birçok yönden dönüştürme potansiyeline sahip. İşte YZ'nin gelişiminin önemli amaçları ve olası etkileri: 1. Otomasyon ve Verimlilik: * Endüstriyel Otomasyon: Fabrikalarda, lojistikte ve diğer endüstriyel ortamlarda tekrarlayan görevlerin otomatikleştirilmesi, verimliliği artıracak ve maliyetleri düşürecek. * İş Süreçleri Otomasyonu: Ofislerde ve diğer iş ortamlarında veri girişi, raporlama ve müşteri hizmetleri gibi görevlerin otomatikleştirilmesi, çalışanların daha stratejik işlere odaklanmasını sağlayacak. * Otonom Araçlar: Sürücüsüz araçların yaygınlaşması, ulaşımı daha güvenli ve verimli hale getirecek. 2. Sağlık ve Tıp: * Hastalık Teşhisi ve Tedavisi: YZ, tıbbi görüntüleme analizinde, ilaç keşfinde ve kişiselleştirilmiş tedavilerde kullanılarak hastalıkların daha erken teşhis edilmesine ve daha etkili bir şekilde tedavi edilmesine yardımcı olacak. * Sağlık Hizmetleri Otomasyonu: YZ, hasta kayıtlarının yönetimi, randevu planlaması ve ilaç dağıtımı gibi sağlık hizmetleri süreçlerini otomatikleştirerek sağlık çalışanlarının yükünü hafifletecek. * Yaşlı Bakımı: YZ destekli robotlar ve sensörler, yaşlıların bağımsız yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olacak ve bakım hizmetlerini iyileştirecek. 3. Eğitim ve Öğrenme: * Kişiselleştirilmiş Öğrenme: YZ, öğrencilerin öğrenme stillerine ve ihtiyaçlarına göre uyarlanmış eğitim materyalleri ve deneyimleri sunarak öğrenmeyi daha etkili hale getirecek. * Eğitimde Otomasyon: YZ, notlandırma, geri bildirim sağlama ve öğrenci performansını izleme gibi görevleri otomatikleştirerek öğretmenlerin yükünü hafifletecek. * Erişilebilir Eğitim: YZ, dil engellerini aşarak ve engelli öğrencilere özel destek sağlayarak eğitimi daha erişilebilir hale getirecek. 4.
Yapay Zeka