Bize gelince…
19. yüzyılda Osmanlı'ya geldi "endüstriyel tıp" ve ardından kuşkusuz "tamamlayıcı tıp" karşıtlığı: -"Dini batıl itikat" dendi. Sofuluk, falcılık, büyücülüktü yapılan.. Konu böylece, sadece din-mistizm çerçevesinde ele alınır oldu! Binlerce yıllık "ata kültü" iyileştirici "kamlar"-"otacılar" aslında nedir diye merak bile edilmedi. Hepsi "üfürükçü"-"muskacı" sayıldı. "Nefs" ve "çile" gibi veli kültlerinin sağlıkla ilişkisi unutuldu. "Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan bir hal, hareket, kuvvet, tesir, özellik" olan "havass" tılsıma, gizli anlamlar içeren sembollere, muskaya indirgendi. Osmanlı'nın gericiliğe saplanıp kaldığı köksüz-yavan dönemi başladı; geleneksel olan akıldışılığa evrildi. 1876 yılında Osmanlı'da Amerikan Komiserler Heyeti'nin 450 okulu ve 19 hastanesi vardı.
Sayfa 58
Alıntı
Kontrolsüz nüfus artışı fosil enerji kaynaklarının tükenmeye başlaması son 60 yılda gıda için sulanan Toprak miktarının 4 katına çıkması su kaynaklarının %70'inin bu toprakların sulamasında kullanılıyor olması ve sürekli devam eden bir tüketim hali dünya için tedbirler almayı mecbur kılmaktadır. Artan nüfus Japonya ve Güney Kore haricinde genellikle Doğu toplumlarında gerçekleşmiş ve bu aşırı nüfus ise çalışan insanların düşük ücret almasını kadınların da iş yaşamına dahil olmasıyla yüksek işsizlik rakamlarını ve yüksek oranlarda sınır ötesi göçleri de beraberinde getirmiştir. Aslına bakılırsa nüfus sorunu bile kültürel bir problemdir ve toplumların eğitim düzeyleri arttıkça bireyler medeniyete uyum sağladıkça bu artış hızı da azalacaktır. 2050'de dünya için beklenen nüfus 9-10 milyar arasındadır ve bu sayıda denge bulacağını iddia eden sosyal bilimcilerde vardır. Peki son 60 yılda neredeyse 3 katına çıkan nüfus ortalama yaşam süresi artmışken tıp gelişmiş gıda sorunu endüstriyel tarımla çözümlenmiş ve ortada Büyük bir savaş ihtimali bile yokken ve nüfus olarak sürekli artıyor olmayı kültürel alışkanlıkları haline getirmiş Bu kadar Ulus varken nasıl olacak da kalan sürede sadece 2 milyar artacaktır? Küreselleşen dünya bir medeniyet projesidir birçok kültür değişime uğramaktadır ve haliyle geçmişten getirdikleri birçok alışkanlık ortadan kalkacaktır kalkmalıdır. Küreselleşme süreci her ülkeye farklı türden gerçekleri dayatmaktadır ve bütün kültürlerin kendilerine göre artıları ve eksileri vardır.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tıp algısı nasıl değiştirildi? Kadim sağlık anlayışını yıkan kişi
-"Hasta yoktur, hastalık vardır" diyen "endüstriyel tıp"... -"Hastalık yoktur, hasta vardır"diyen "tamamlayıcı tıp"... Yani... Önceden hasta, hastalığın bir öznesi olarak görülürken, "endüstriyel tıp" ile artık hastalık özne durumuna geçirildi!
Sayfa 38 - Abraham Flexner
Alıntı
Modern kapitalizm ve bedenlerin denetim altında tutulması
Batı aydınlanmasına göre bedeni din değil, katı pozitivizmden doğan "endüstriyel tıp" terbiye edecekti... "Biyoiktidar" yönetimi böyle doğdu... Bunun merkezi ABD oldu.
Sayfa 37 - Abraham Flexner
Alıntı
Termik makineler ve teknobilimler çağı, tarım ve zanaat toplumları çağının yerini aldı. Hızlı ve ucuz ulaşımın ortaya çıkışı ticaret için yeni imkânlar yarattı, mesafeler kısaldı. Sanayileşmiş dünyada, üretim hatlarının otomatizasyonunun baş döndürücü hızı her yere yayıldı ve kademeli biçimde genel maddi konfor seviyesi dünya çapında arttı. Halk sağlığı, gıda ve tıp alanındaki devamlı gelişmeler yaşam sürelerini artırdı ve ölüm oranlarını önemli ölçüde azalttı. Son sekiz bin yıldır yaklaşık olarak her bin yılda bir ikiye katlanan dünya nüfusu, sadece bir yüzyıl içinde ikiye katlandı. 1830 yılında 1 milyar olan insan nüfusu 1930 yılında 2 milyara çıktı. Ardından daha da hızlandı bu süreç: Nüfusun bir kez daha iki katına çıkması yalnızca kırk yıl aldı. 1970'e gelindiğinde dört milyar kişi olmuştuk. Günümüzdeyse sekiz milyar yani 1930'lu yıllarda doğan biri, ömrühayatında insan popülasyonunun 2 milyardan 7 milyara çıktığını görebildi! 20. yüzyılda enerji tüketimi on kat, endüstriyel cevherlerin çıkarılması 27 kat, inşaat malzemelerinin çıkarılmasıysa 34 kat arttı. Böylelikle tetiklediğimiz değişimlerin hız ve boyutunun tarihte eşi benzeri yoktur.
Sayfa 6·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Kamusal alanda birbirini gözlemleyen ağ-özne­lerin (Netz-Subjekte) tekilleşmesine paralel olarak, “onların arkasından” işleyen başka bir tekilleştirme türü daha vardır; bu tamamen makineseldir ve öznenin dijital bilgisayar ağı tarafından gözlemlenmesinin sonucudur. Böylece bu ağ, özneleri özgünlükleri içinde kavramaya çalışan algoritmik bir gözlem sistemine dönüşür. Burada gözlem, öncelikle gözetim anlamına gelmez; daha genel olarak sistemlerin çevrelerini gözlemlemesi, yani orada olguları ayırt edip adlandırması anlamına gelir. Dijital süreçler – Facebook ya da Google’daki veri analitiğinden, bedene takılan self-tracking cihazlarına kadar – zihinsel ya da iletişimsel değil, aygıtsal gözlem sistemleridir. Bunlar bilgi ya da anlam ilişkilerini değil, verileri işler; üstelik çok büyük ölçekte: Big Data. Bu algoritmik gözlem, kitlesel verilerin toplanıp analiz edilmesine dayanır ve mekânlar ya da trendler gibi farklı olgulara yöneltilebilir; ancak özellikle önemli olan, özne etkinliklerinin gözlemlenmesidir. Belirleyici olan şudur: Özneler, bu makine- algoritmik perspektifte basit tipler olarak değil, tekillikler olarak ele alınır. Dijital bilgisayar ağının, özneleri standartlaştırmak yerine onları gözlem sürecinde tekilleştiren bir teknoloji olarak gelişmesi, modern teknik tarih açısından bir dönüm noktasıdır. Klasik olarak modernite, özneleri genel ya da özel olarak ele alırken kamusal-sistemik alan ile özel-yaşam dünyası arasında bir iş bölümü kurmuştu. Kişisel ve özel ilişkiler alanında bireyselliğe duyarlılık gelişebilirken, ekonomi, devlet ve bilim kurumları – ki bunlar endüstriyel teknolojilerle yakından bağlantılıydı – özneleri genel özelliklerin taşıyıcısı olarak görürdü. Burada “özel” olan görünür hâle gelirse, bu genellikle patolojik bir durum olarak, asosyal,