Selamün Aleyküm bu kitabı okuyanlardan kitabı tavsiye eden var mı Üslubu nasıl, Ene kitabı gibi kişide etki bırakıyor mu Nefis Adabı
“Hu (O) tenzihtir. Ene (Ben) ve Ente (Sen) ise teşbihtir. Teşbih oldukları İçin ne Ene ne de Ente, Allah olamaz, ama O’nun gibi olabilirler. Ene de, Ente de Hayy esmasıyla geldiklerine göre, O, sende de vardır, bende de... Her zerrede bulunan bir varlığa gidip, çok uzaklarda aramak anlamsız olduğu İçin, O’nu herkes kendinde aramalıdır.” Fani Efendi. Fânî Efendi’nin bu sözü, tasavvufta özellikle İbnü’l Arabî çizgisinde sıkça karşılaşılan tenzih–teşbih dengesini anlatmaktadır. ~Hu (O) → Allah’ın mutlaklığına işaret eder. Bu yönüyle tenzihtir. Yani Allah hiçbir şeye benzemez, hiçbir kayıtla kuşatılamaz. ~Ene (Ben) ve Ente (Sen) → yaratılmış varlıkların dili ve bilincidir. Bu yönüyle teşbihtir. Çünkü Allah’ın isim ve sıfatları bu varlıklarda görünür hale gelir. Kur’an’da: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ 11) Bu ayet tenzihtir. Ama aynı Kur’an’da: “Biz insana şah damarından daha yakınız.” (Kaf 16) Bu da teşbihtir. Tasavvuf ehli, hakikatin ancak bu iki bakışın birlikte anlaşılmasıyla kavranacağını söyler. “Ne Ene ne de Ente Allah olamaz” Burada Fânî Efendi, önemli bir sınır çizer. İnsan: -Allah değildir. -Allah’ın bir parçası değildir. -Allah’a dönüşmez. Fakat Allah’ın isimleri onda tecelli eder. Mesela: -Hayy ismiyle canlıdır. -Alîm ismiyle bilir. -Semî’ ismiyle işitir. -Basîr ismiyle görür. Ancak insanın hayatı, bilgisi ve görmesi sınırlıdır; Allah’ınki ise mutlak ve sonsuzdur. Bu yüzden:
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
*Evlilikte sadakati korumak, fıtrata uygun davranmak ve kişilikte bu erdemleri geliştirmek için...* ➤ *Refika-i hayatını, Rahmet-i İlahiyenin munis ve latif bir hediyesi olarak kabul edip o emanete hürmet etmelisin.* ➤ Eşini yalnız dünya hayatı için değil, ebedî bir hayatta da dâimî bir hayat arkadaşı olarak görüp sevmelisin. ➤ *Sadakatini, eşinin fâni ve geçici güzelliğine değil; onun kadınlığa mahsus şefkatine ve güzel ahlâkına bina etmelisin.* ➤ Kendi nefsindeki kusurları görüp nefsini ittiham ederek, eşinin kusurlarına karşı afv ve hoşgörü ile mukabele etmelisin. ➤ *Aile hayatının saadetini; karşılıklı emniyet, samimî hürmet ve fedakârane bir merhamet üzerine kurmalısın.* ➤ Eşinin imanını ve dindarlığını takdir edip ona manevi bir arkadaş olarak ebedî hayatı kazanmasında yardımcı olmalısın. ➤ *Dünyevî aşkını, o fâni mahbubun arkasındaki Bâki-i Zülcelal’in isimlerine yönlendirerek hakikî aşka çevirmelisin.* ➤ Eşinde gördüğün güzel hasletlerin Allah’ın birer ihsanı olduğunu bilip şükretmeli, kendi meziyetlerinle gururlanmamalısın. ➤ *Nefs-i emmarenin bencil isteklerini bırakıp "ene'yi" "nahnü'ye" tebdil ederek aile şahs-ı manevisini esas almalısın.* ➤ Evini bir "Medrese-i Nuriye" ve bir ahiret menzili gibi görüp oradaki vakitlerini ibadet ve ilimle nurlandırmalısın. ➤ *Şefkatini yanlış yerde kullanmayıp, eşinin sadece dünyasını değil, cehennem azabından kurtulması için ahiretini de düşünmelisin.* ➤ Kıskançlık ve inat gibi duyguların fıtratını bozmasına izin vermeyip, bu duyguları hak yolunda sebat ve sadakate çevirmelisin. ➤ *İktisat ve kanaati hayat felsefesi yaparak, maişet derdi için haysiyet ve iffetinden taviz vermemelisin.* ➤ Eşine karşı olan hürmetini, onun sadece gençlik ve güzellik zamanına değil, ihtiyarlık ve hastalık vaktine de
Bir Zaza atasözü der ki;
Ene dünyadı rehetey çîna ( Bu dünyada rahatlık yok) Ensari Toprak
BURADA YOKOLDUYSAN, ORADA VAROLURSUN...
#y:99702 Hazretlerinin Türkçeye İslâm'da Kardeşlik Hukukunun Esasları ismiyle çevrilmiş bir eseri var. Orada Musa aleyhisselâm ile Cenâb-ı Hak arasında şöyle bir diyalog zikrediliyor: Hak Teâlâ vahyediyor ki: "Benim için amel işledin mi?" Musa aleyhisselâm cevap veriyor: "Ya Rabbi, namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim..." Hakîm-i Mutlak'ın bu cevaba karşılığı şu oluyor: "Namaz senin için burhandır, oruç cennettir, sadaka gölgedir, zikir nûrdur. Benim için hangi ameli işledin?" O zaman Musa aleyhisselâm bu soru-cevabın eğitimi için olduğunu anlıyor: "Senin için olacak amele beni irşad buyur ya Rabbi!" Kıssa şöyle bir cümleyle hitama eriyor: "Bu vesile ile Musa aleyhisselâm amellerin en faziletlisinin Allah için sevmek, Allah için buğzetmek olduğunu anladı." Peki Ahmed vücudda/varlıkta geri bu amellerin fazilette/ihlasta en önceye gidişini nasıl anladı? Şöyle diyeyim: Bu kıssayı okuduğum zaman hatırıma Mehmed Kırkıncı Hoca merhumun "Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır!" hadis-i şerifi hakkında yaptığı bir izâh geldi. Yanlış anımsamıyorsam şöyle bir mânâyı deruhte ediyordu o izâh: Âdemoğlu bir amel işlediğinde artık onun için "yapmış olma"nın imtihanı başlar. Sözgelimi: Yüklü bir miktarda bağışta bulundunuz diyelim. Böyle bir cömertliği eyledikten hemen sonra şeytanınız sitayişlerle ihlâsınıza yüklenir: "Of, of, of. Ne adamsın be! Helâl. Maşaallah. Böyle bir hayrı da ancak senin gibi bir adam yapabilirdi. Başka kim var bu zamanda böyle bir sadaka verebilecek?" Eğer bu hususta ben gibi zayıflardansanız amelin sahipliğini büsbütün üzerinize alarak onu yakmanız işten bile değil. Halbuki doğru tavır şu olmalıydı: **"Hâşâ, eğer Allah beni bu hayırda muvaffak kılmasaydı, nasıl şartları yoktan yaratıp ortaya çıkarabilirdim? Ben sadece bir vesileyim. İrâde
Alem-i asgarda ene ~ büyük alemdeki tabiat