Mezun oldukları liselerin pilav günlerinde, genelde çok tanımadıkları birine, bazen de eski erkek arkadaşlarına aşık olan çok insan tanıdım. Çoğu bu kişilerle evlendi. Bu evliliklerin bir kısmı başarılı oldu, bazıları ise felaketle sonuçlandı. Ben bu kişilerin çoğunun çağrışımla aşık olduğuna inanıyorum. Onların asıl sevdiği, gençliğe özgü neşeydi, okul günleriydi, önlerinde uzanan o heyecan dolu yaşama atılmak için duydukları sabırsızlıktı. Gerçekte, belli bir kişiye aşık değillerdi. Söylemek istediğim, Sergey de sizin gençliğinizin rüya gibi bir dönemin parçasıymış. Sırf bundan dolayı, ona sevgi aşılıyorsunuz. Yani ona aşkı yakıştıran sizsiniz.
"Mutluluk Tuzağı" kitabında yer alan bir alıntı üzerine bu kitabı okumaya karar verdim, iyi ki de karar vermişim.
Yazar, bir bölümde toplama kampında geçirdiği zorlu dönemi ve bu dönemde insanların nasıl hayatta kalabildiğini, aslında günümüzde bizi biz yaptığını sandığımız bir çok şeyin özünde bir anlam ifade etmediğini anlatıyor. İkinci bölümde ise Logoterapi yöntemlerinden bahsediyor.
Bir sefer alıp okuyup bırakacağınız türden bir kitap değil. Hayatınızın çeşitli noktalarında açıp tekrar tekrar okuyabileceğiniz bir başucu kitabı.
Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış sayılmaz...