Diyeceklerim birikiyordu. Unutacaktım. "Diyeyim artık. bi sus." dedi, sustu. Aktardım Alexandr'a. Adam yeni görüyormuş gibi baktı neye. "Bu mu?"dedi. "Bu deyip döndüm Ümit Necati'ye. "Devam et." De ki diye devam etti. "Yaşıyormuş, kesmişler, mutluymuş göğsünü göz göz ayrılıkla delmişler, su içiyormuş gölünden, alıp güneşte germişler. Boğazı kupkuru şimdi. Gölüne hasret, bir damlacık nefese hasret,dosta sırdaşa hasret...." Neredeyse ben diyecektim "Bu mu?" diye, ama kir topağına fiske vurup devamını edince diyemedim. Üstüme doğru gelmişti. De ki o çaldığı vidalı,cilalı, kelepçeli aletlere, öttürdüğü bakır düdüklere benzemez ney. Canlıdır, canlıya benzer,candır sana bana benzer. Sen herkese verir misin sırrını? O da vermez. Başını senin omzuna yaslayıp ağlayabileceğine inandıracaksın önce. Çalamazsın, öttüremezsin, ses çıkartamazsın..." Durdu. "Hadi de."