KORKU
Yine bir Stefan Zweig klasiği olan korku kitabı, genç bir bayanın kocasını aldatmasından bahsediyor. Bunun farkına varan kocasının eşine ders vermek ve tekrardan kendisine döndürmek için yaptığı planının olay örgüsünü anlatıyor. Kocasının yaptığı şantaj planı bir noktadan sonra devreden çıkıyor ve olay çok daha farklı yönlere kayıyor. Kiralık tuttuğu bir kadını şantaj yapması için karısına musallat ediyor. Karısı ise her seferinde şantajcının istediği miktarda para veriyor. Fakat karısı her seferinde biraz daha korkuya kapılıyor ve sonda intihar etmek isterken kocası yetişiyor. Kocası bütün bu planın kendisinin yaptığını ve bu boyutlara geleceğini düşünemediğini söylüyor. Kitapta orada bitiyor. Kitabın analizini yaparsak, yine şaşırmadığımız gibi Stefan Zweig intihardan bahsetmiş. Yine aldatmadan dem vurmuş. Ama ilginçtir ki bu sefer ölen olmamış. Yani klişe bir Stefan Zweig kitabı olmuş. Aldatmanın her toplum tarafından irrite edici olduğunu biliyoruz. Hangi dine bakarsanız bakın bu tür eylemleri kesinlikle kabul etmez. İnsan fıtratında bile bir kıskanma duygusunun olduğunu biliyor, görüyor, şahit oluyoruz. Hiçbir inancı ve değeri olmayan bazı insanlar, her ne kadar bu durumu normalleştirmeye çalışsa da hem yaşadığımız toplumca hem de inancı olan her milletin ortak beklentisi birbirine sadık eşleri toplumun mihenk taşı yapmaktır. Sadakat bir aileyi aile yapan en önemli direklerdendir. Ez cümle yazar bu durumu sadece duygulara göre işlediği için zannımca biraz eksik kalmış. Çünkü bu durum sadece insani değil inancı da etkileyen bir unsur. Sadakat belki de bir eşe verilebilecek en güzel şey diyerek sözlerimi bitirmek istiyorum.
İNSAN NE İLE YAŞAR
Yazar: LEV NİKOLAYEVİÇ TOLSTOY
Sayfa: 85
Yayıncılık: DORLİON
Kitap, insanlık tarihinden bu yana hep ihtiyacımız olan, insanlık kadar eski ve bir o kadar da ihtiyaç duyduğumuz ahlaki normlara parmak basıyor. 3 hikayeden oluşuyor. 1-İnsan formunda cezalanan melek Mihael; 2-Gözü doymak bilmeyen fakir bir köylünün daha fazla toprak için ödediği bedel; 3- Zalim efendi ile kimsesiz uşağın çok soğuk ve uzun bir gecenin karanlığına yolculuğu, sabahına ise ölürcesine bir varoluş hikayesini anlatıyor. Tolstoy bu kitabında genel olarak değişimden bahsediyor. İnsanın başına nelerin geleceğini bilememesi, bu sırrın sadece İlahi iradenin yanında saklı olduğuna vurgu yapıyor. İlk hikayedeki yetimlerden bahsederken Tolstoy, Meleğin onlara acımasını ve onların sahipsiz kalacağından dolayı üzülmesine değiniyor. Fakat hikayenin sonunda melek yanlış yaptığını ve İlahi iradenin kimseyi unutmadığı, sahipsiz bırakmadığını anlıyor. Tolstoy bu hikayede meleği insan şeklinde anlatmış ve burada taşı yine insana atmıştır. Yoksa herkes bilir ki melekler insanlar gibi değil, İradesiz, her emre kesinkes itaat eden safi varlıklardır. Melek hikayesinde geçen Simon’ dan da bahsetmek isterdim ama yazı uzar. İkinci hikaye ve üçüncü hikayede gerçekten de ibretliktir. Değindikleri ortak nokta ise değişimdir. İkinci hikaye iyi bir adamdan kötü, açgözlü bir adama, üçüncü hikayede ise kötü bir adamdan iyi bir adam dönüşümünden bahsediyor. Ve ilginçtir ki kitabın adı “İnsan ne ile yaşar” iken, hikayelerinde ise insanın nasıl öldüğünü anlatıyor. Büyüklerimizin hep dediği gibi “ NE oldum deme; Ne olacağım de”
Adam belki çaresizlik içinde ölüyor sen ise korkudan ona yardım etmiyorsun. Hırsızlardan korkacak kadar zengin misin?