Anadolu'da, güneşin altında hayatlarına devam eden o eski toprak insanların bir bildiği vardı elbet. Yeni doğan bebekleri, daha kırkı çıkmadan bir miktar tuzla şöyle bir ovalar, hatta bazı yerlerde de tuzlu sularla yıkarlarmış. Derler ki, tuzu tenine değen çocuğun büyüyünce teri kokmaz ve teni pörsümezmiş.
O küçücük bedeni, hayatın sert rüzgarlarına, çorak toprakların sıcağına karşı bir nevi pişirir, mayalarlarmış. Şimdilerde unutuldu. Ama eskiler, toprağın bereketi ile tuzun saflığını bir tutarlarmış. Nihayetinde bir tutam tuzdur ama niyet, o tertemiz fıtratın bir ömür boyu lekelenmeden, kokmadan kalmasıdır.