Enes

Enes
@enesbir
Sıkı Okur
SIZI MEDYANIN ELINDEN KURTARACAK KİTAP
“Medyadan Kurtulmak” mümkün mü? Neden kurtulmak gerekiyor? Medyadan kurtulmanın hatasız formülü var mıdır? En mühim soru, “Neden kurtulmak gerekiyor?” İnsan ve Hayat Dergisi’nin muhtelif sayıları için hazırlanan araştırma, inceleme ve deneme yazılarından oluşan eser, beş yıllık bir emeğin ürünü olarak hazırlandı. Tv bağımlılığından, çizgi filmlere; reklamlardan, dizilere bilinçaltına işlenen fısıltılar inceleniyor. Ve ailenizin huzurunu bozmak üzere kurgulanan, medya türevlerinin elinden sizi kurtarmayı vaat ediyor.
1000Kitap
Reklam
KIYAMET GÜNÜNDE PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.) ŞEFÂAT-İ UZMÂSI Hadîs-i şerîf’te buyurulduğu üzere kıyamet günü Allâhü Teâlâ, insanların tamamını düz ve geniş bir alanda toplayacak ki, yukarıdan bakan kimse onların tamamını görecek; seslenen kimse onlara sesini duyuracak. Güneş, onlara tepelerinden yaklaşacak ve insanlar tâkat getiremeyecekleri bir sıkıntıya dûçâr olacaklar. İnsanlardan bazıları, “İçinde olduğumuz bu hâlden kurtulmak için Rabb’imiz katında, şefaat edecek bir kimse arayalım!” diyecekler. Sonra insanlardan her ümmet, kendi peygamberinin etrafında toplanarak şefaat talebinde bulunacak ve “Ey Allâh’ın Peygamberi, bize şefaat et” diyerek sırasıyla Âdem, Nûh, İbrahim, Mûsâ ve İsâ aleyhimüsselâm Hazretlerine gideceklerdir. Her bir peygamber, bir mazeret arzederek şefaat için diğerine yönlendirecek ve insanlar, nihayet bu talep ile Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem’e gelecek ve diyecekler ki: “Yâ Muhammed (s.a.v.), sen, Allâh’ın Resûlü, peygamberlerin sonuncusu bulunmaktasın. Allâhü Teâlâ, senin günâhından, geçmiş olanı da gelecek bulunanı da bağışladı. Bizim ne hâlde olduğumuzu görüyorsun. Bizim için Rabb’inin huzurunda şefaat ediver.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de mahşer meydanında toplanan insanlar arasında şefaat ve niyazda bulunmak için İlahî divana varacak ve Allâhü Teâlâ’ya niyazda bulunacaktır. O gün, Allâhü Teâlâ, ona Makâm-ı Mahmûd’u ihsan edecek ve onun bu niyazını ve şefaatini kabul buyuracaktır. Bu vesileyle mahşer halkı, Resûlullah (s.a.v.)’e minnettarlıklarını arz edeceklerdir. İbn-i Esîr, ‘en-Nihâye’ isimli eserinde Makâm-ı Mahmûd’u şu şekilde izah etmiştir: “Bu makam, o kadar yüce bir makamdır ki orada bütün ümmetler ve beşeriyet, enbiyânın serveri olan Peygamberimizin (s.a.v.) şefaati sayesinde hesaplarını
Din İslam
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) Peygamberlerin her husûsta en üstünü şüphesiz Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem’dir. O, bütün insanlığa ve on sekiz bin âlemin tamamına rahmet olarak gönderilmiştir. Bilindiği gibi, Peygamber Efendimizin teşrifinden önce bütün dünyada her bakımdan kötülüklerin ve karışıklıkların hüküm sürdüğü bir fetret devri mevcuttu. İnsanlık hak, adalet ve medeniyetten uzak, korkunç bir vahşetin girdabına gömülmüştü. Öyle ki, kimin kime gücü yetiyorsa o, diğerinin malına, canına, ırzına tecavüz ediyor, elinde nesi varsa alıyordu. Hattâ bir kısım insanlar, hurafe ve bâtıl inançlarla kendi kız çocuklarını çukurlara gömüyor, öldürüyorlardı. Kadının cemiyette hiç değeri yoktu. Para ile alınıp satılabilen basit bir eşya muamelesi görüyordu. İnsanlar, birbirlerine diş bileyen düşman gruplara ayrılmış, kabileler arasında kan davaları almış yürümüştü. İşte böyle bir devirde Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Mekke-i Mükerreme’de, M. 571’de Rebîulevvel ayının 12’inci gecesi sabaha karşı dünyayı şereflendirdiler. Peygamberlik silsilesinin son halkası olan Peygamberimizin, kırk yaşına girip daha kendisine peygamberlik verilmezden evvel bile, elinde birçok harikalar zuhur etmişti. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” İlâhî emrine tam manasıyla uyduğu için, sadâkat ve doğruluğun en güzel bir numûnesi olmuştur. Devrinde kimse kimseye itimat edemez ve güvenemezken, herkes ona inanıyor, ona itimat ediyor, ihtilafa düştükleri meselelerde onun hakemliğine ve hükmüne razı oluyorlardı. Onu inkâr eden düşmanları bile, onun sadakat ve doğruluğunu, yalan ve riyadan uzak olduğunu itiraf ederlerdi. Onda gördükleri eşsiz ahlâk ve yüksek seciyeyi takdir eder, ona “Muhammedü’l-Emîn” derlerdi. Âlemlere rahmet olan Peygamberimiz (s.a.v.), cihanın
Fazilet Takvimi
Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’ten rivâyet olundu: “Bir zât, Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e, kalbinin katılığından şikâyette bulununca o zâta cevaben buyurdular ki: ‘Kalbinin yumuşamasını istiyorsan, fakirlere ikram et ve yetimlerin başını okşa.” (Müsned-i Ahmed) 08 Haziran 2026 22 Zilhicce 1447 Fazilet Takvimi
Hadîs-i Şerif
Reklam