Güzel kuşum benim, şimdi avuçlarım sana kafestir biliyorum.
Uçmak istiyorsun, kaçmak kurtulmak istiyorsun. Hadi o zaman ! Durmadan uç ki bende arkandan koşayım. Eğer kaybolursan lütfen bende kaybolayım seninle...
Eğer yorulupta durursan seni vurayım.
DELİ...
Ağanın biri köyünde büyükçe bir konak yaptırmış. Açılış günü köyde yaşayan herkese yemek vermiş.
Çoluk-çocuk, kadın-erkek, akıllı-deli. Deli lafın gelişi değil, gerçekten deliyi de davet etmiş çünkü hemen her köyde olduğu gibi o köyün de bir delisi varmış.
Yemekler yenmiş. Köylüler ayrılırken Ağa, “Deliye sorun, bu konaktan ne istiyorsa alsın.” talimatını vermiş adamlarına.
Delinin gözü bahçede bağlı duran beyaz ata takılmış ve “Bu atı istiyorum.” demiş. O at ise Ağa'nın gözdesiymiş. “Hayır!” demiş Ağa, “Başka bir şey istesin.” Deli ısrar etmiş, “İlla da bu beyaz at.” diye diretmiş. Ağa da “Hayır!” demiş başka bir şey dememiş.
Ziyafet bitmiş, ayrılık zamanı gelmiş. Deli konaktan melül-mahzun bir şekilde ayrılırken bir şeyler konuşuyormuş kendi kendine.
Ağa'nın dikkatini çekmiş bu hâl ve “Gidin dinleyin bakalım.” demiş adamlarına.
Deli sürekli şunu söylüyormuş:
“Sen isteseydin verirdi, Ağa da kim oluyor ki?
Sen isteseydin verirdi, Ağa da kim oluyor ki?”
Adamları, Ağa'ya söylemiş delinin dediklerini.
“Geri çağırın ve verin atı demiş.” bu defa ağa.
Deliye atı vermişler.
Deli, atın yuları elinde konaktan ayrılırken yine aynı şekilde söylenmeye devam ediyormuş.
Ağa adamlarına “Bu defa ne diyor, gidin dinleyin.” demiş.
Ne diyormuş biliyor musunuz deli:
“Sen istedin de verdi, Ağa da kim oluyor ki?
Sen istedin de verdi, Ağa da kim oluyor ki?”
"Yeter ki sen iste... Herşeye gücü yeten kudret mutlaka verir, ya vererek verir ya da vermeyerek verir..."
Şu zaman kavramına çok fazla takıldı kafam
Bazen gereğinden fazla hızlı geçiyor gibime geliyor,
Telaş içinde kalıyor kalbim ...
Ya yetişemezsem diyorum
Ya geç kalsam bir şeylere.
Arapça bilmedikten sonra Kur'an okusan ne fayda olacak ki?” diye sormuştum. Sana bir hikaye anlatayım dedi. New York'ta yaşayan hocam Abdulğani anlattı. Çocuk babasına sormuş ki Arapça bilmiyorum Kur'an'ı Arapça okumamın ne faydası var? Babası onu alıp kumsala götürmüş ve kirli bir kova vermiş. Kovanın dibinde de bir delik varmış. Çocuk gidip suyu doldurup getirmiş ama su delikten dökülmüş, babası “Git yine doldur.” demiş. Çocuk beş kere bu şekilde gidip gelmiş. Çocuk sonunda “Baba bunun bir faydası yok kova boş.” demiş. Babası da “Evet ama farkı gördün mü ?” Çocuk, “Evet, kova artık temiz.”
-Nouman Ali Khan
Elbetteki Kuranı okumak, ANLAMAK ve YAŞAMAK gerekir. Ama kuranın sadece okunması bile insana şifadır. Unutmayalım ki Kur'an-ı Kerim Allah kelamıdır.
Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar?
Şükrü Erbaş