Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Ayrıca, susuzluğu, açlığı ve Üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, Bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyayı olan kayıtsızlıkları Bazen o kerteye varıyordu ki kendilerine altın ve gümüşten zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa uzun İhsan Efendi, dünyanın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kur'an'ın kendisi peygamberlerin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardında giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şehadetlerini yazmalı ve bunların başkalarının aktarmalıydı. Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılan, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk bu dünyanın şahit olmaktı.
Bizi en büyük başarıya götüreceğini sandığımız yol, Aslında sandığımız gibi bir yol değildir. Zira zihnimizdeki başarı kavramı çoğu zaman dışarıdan gelecek saçma sapan bir kazanıma hedeflenmiştir: olimpiyatlarda madalya, ideal koca, yüklü maaş hayatımızı bu ölçütlere uyabilmek için harcarız. Oysa başarı ölçülebilecek bir şey, hayat kazanılacak bir yarış değildir. Bunların hepsi fasa fisodur aslında.
İlk başta kömürsündür, basınç sayesinde Elmas olursun. Nora Neil'in Elmas hakkındaki yanlışını düzeltmedi. kömürün de, elmasın da karbon olduğunu ama kömürün hiçbir basınç altında elmasa dönüşmeyecek kadar karışık Bir karbon olduğunu söylemedi. Bilimsel olarak kömürseniz kömür kalırdınız. Belki de hayattan alınması gereken esas ders buydu.