Finlandiya'nın doğasında sessiz ve yetim bir hüzün, acı bir yalnızlık kol gezer. Ancak ne sade bir azamete ne de göz alıcı bir güzelliğe sahiptir. Finlandiya'nın doğası yosun kaplı taşlar, granit kayalar, çam ve köknar ormanları, hüzünlü bataklıklar, açık yeşil semanın kapladığı engin göller ile doludur. Finlandiya'nın neresine giderseniz gidin, her yerde orman ve göl bulursunuz. Her yerde taş yığınları çıkarır, parlak granitleri şeker gibi işlerler. Odun yığınları göz alabildiğine uzanır, tomruk ve tahta tepecikleri yükselir. İskelelerde ise binlerce reçine varili bekler.
''İnsan hiçbir şeyin önünde düşmemeli ve alçalmamalı. Kendi dışında ve içindeki güçlere karşı verdiği sonsuz mücadele ve ortaya koyduğu kültür mirasıdır insan yaşamı.''
Halkın yiğitliği, devletin gücü ve ülkenin refahının münferit insanların ve yöneticilerin iradesine değil de halkın iradesine bağlı olduğunun en iyi ve en açık örneği, iki milyonluk nüfusuyla fakir ve küçük bir ülke olabilir.
İsviçre peyniri, sadece dağlarda otlayan ineklerin sütünden yapılır. Hollanda peyniri ise ülkenin zengin meralarında otlayan ineklerin sütünden yapılır. Bunlar milletlerinin yansımalarıdır. Napolyon, barış içindeki Çin yerine Fransa'da doğdu. Doğanın başlıca kanunlarından olan ''yaşam mücadelesi'' öğretisiyle Darwin'i İngiltere ortaya çıkardı. Rusya, ''kötülüğe karşı direnmeyin'' diyen Tolstoy'u var etti. Başka türlüsü de zaten olamazdı.