... bir şeyi anladım. Dünyanın sizin içinizi göremediğini, derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı, hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını. Gerçek işte bu kadar basit, bu kadar saçma ve bu kadar gaddardı. Hastalarım bunu zaten biliyordu. Kim olduklarının, kim olabileceklerinin ya da kim olmaları gerektiğinin, büyük oranda, kemik yapılarının simetrisine, gözlerinin arasındaki mesafeye, çenelerinin uzunluğuna, burunlarının ucunun kalkıklığına, burunla alın arasında ideal bir açıya sahip olup olmadıklarına dayandığını çoktan görmüşlerdi.
Güzellik gelişigüzel, düşüncesizce dağıtılmış, hakkıyla kazanılmamış, muazzam bir armağandır.
"Markos, biliyor musun, insanların bu kadar geç kavraması çok tuhaf. İstedikleri şeylere göre yaşadıklarını düşünüyorlar. Yaşamlarına isteklerine göre yön verdiklerini. Oysa işin aslı, onları yönlendirenler, korktukları şeyler. İstemedikleri şeyler."
Yusuf, Kenan iline dönecek, bırakın matemi,
Ahırlar gül bahçesine dönecek, bırakın matemi,
Bir tufan patlayıp tüm canlıları boğmaya kalkışsa,
En güçlü kasırgayı bile aşacak
Nuh gibi bir kılavuzunuz var, bırakın matemi