Chicago trajedisi / Haymarket olayı
1 Mayıs 1886’da ABD’deki işçiler, günlük 12-14 saate varan çalışma sürelerine karşı çıkarak 8 saatlik çalışma talebiyle grevler başlattı. 3 Mayıs’ta McCormick fabrikası olaylarında iki işçinin öldürülmesinin ardından, 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanında barışçıl bir gösteri düzenlendi. Polis gösteriyi dağıtmaya çalışırken kalabalığa atılan bombanın ardından çıkan çatışmalarda 7 polis memuru ve en az 4 sivil hayatını kaybetti. Tarihe Haymarket Olayı olarak geçen bu olay, 1 Mayıs’ın uluslararası işçi hareketinin simgesi hâline gelmesinde önemli rol oynadı. 1889 yılında Paris'te toplanan İkinci Enternasyonal Kongresi'nde, işçilerin günlük çalışma süresinin 8 saat olması yönündeki taleplerini desteklemek amacıyla 1 Mayıs gününün tüm dünyada işçilerin "Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü" olarak anılmasına karar verildi.
Genel Kültür
enternasyonal gavatlık
Reklam
enternasyonal
Enternasyonal, international uluslararası. Sosyalist Enternasyonal: Genellikle sosyal demokrat partileri bir araya getiren uluslararası bir örgütlenmedir.
Enternasyonal Marşı
Uyan artık uykundan uyan Uyan esirler dünyası Zulme karşı hıncımız volkan Bu ölüm-dirim kavgası Yıkalım bu köhne düzeni Biz başka alem isteriz Bizi hiçe sayanlar bilsin Bundan sonra herşey biziz Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık Enternasyonalle kurtulur insanlık Tanrı, paşa, bey, ağa, sultan Nasıl bizleri kurtarır Bizleri kurtaracak olan Kendi kollarımızdır Yükselt kurtuluş bayrağını Zulmü rüzgarlara savur Kollarının bütün gücüyle Tavı gelen demire vur Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık Enternasyonalle kurtulur insanlik Hem fabrikalar hem de toprak Her şey emekçinin malı Tufeyliye tanımayız hak Dünya emeğin olmalı Cellatların döktükleri kan Kendilerini boğacak Bu kan denizinin ufkundan Kızıl bir güneş doğacak Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık Enternasyonalle kurtulur insanlık
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü
Babi Yar Katliamı 1961
Hiç anıt yok Babi Yar'da. Tek mezar taşı o dik yamaç. Korkuyorum. Yahudiler kadar yaşlıyım şimdi. Şimdi bir Yahudi gibi görüyorum kendimi. Şimdi Eski Mısır'da dolaşıyorum. Çarmıha geriliyorum şimdi, ölüyorum, çivilerin bile izi var üstümde şimdi. Dreyfus geliyor aklıma. Ben oyum. Kof adamlar suçluyor, yargılıyor beni. Parmaklıklar ardındayım ansızın, kıstırılmışım, tutulmuşum, sövmüşler bana; Brüksel dantelinden elbiseler giymiş hanımlar bağırarak şemsiyelerini çarpıyor suratıma. Belostok'da bir çocuğum şimdi, yere yayılıyor damlayan kan, öfkeyle saldırıyor meyhanenin soğan ve votka kokan fedaileri. Tekmelenmişim, elimden bir şey gelmiyor, yalvarıyorum, dinlemiyorlar bile, "Gebertin çıfıtları, Rusya'yı kurtarın," diye haykırarak bir aktar dövüyor annemi. Anna Frank olarak görüyorum kendimi, nisan dalları kadar inceyim, sevgiyle dolu içim; boş sözler söylemeyin bana, birbirimize bakalım istiyorum. Gülecek, koklayacak ne var ki yapraklardan, gökyüzünden başka. Ama çok şey yaparız sen istersen,
Lenin’i bu konuda ustalaştıran nokta, soruna daima belli bir devrim perspektifi ile yaklaşmasıdır. (7) Devrimin çıkarlarının ancak ezilen tüm kesimlerin çıkarlarını ifade etmesi ile sürekli olabileceğini içeren Lenin’in yaklaşımı, ulusal hareketi de elden geldiğince bu devrim potasına akıtarak otokrasinin üzerine en geniş bir yığınakla kullanmayı gözetir. Bu işçi köylü demokratik diktatörlüğü formülünü benimsediği 1913’te de böyledir. Birinci Dünya Savaşı ortasında Emperyalizm analizi ile birlikte bu formülasyonun muğlaklığını bir yana bırakıp dünya proletar devrimi açısından soruna eğildiği Marksizmin Bir Karikatürü kitabında da böyledir. Finlandiya sorununda ve nihayet Gürcistan sorununda da böyledir. Ama bu yaklaşımda Lenin’in elinde pergel cetvelle uluslara ulus olma hakkını bahşettiği sanılıyorsa, hemen belirtmek gerek ki Lenin’i ayıran bir husus da; tıpkı Marx gibi ulus tanımı getirmemesi ve yığınlara mal olmuş bir ulusal mücadelenin verildiği yerde devlet kurma tekelini kendinden başkasına tanımayan ukala sosyolog tavrıyla, XIX. yy.’da burjuva ulusların oluşum sürecini emperyalist çağda geri ülkelerde aramak, gerçeği araştırmak yerine gerçeği bir dizi kurallara hapsetmeye çalışmak kabilinden «derin düşüncelerin» eserlerinin hiçbirinde bulunmamasıdır. Daha sonra görüleceği gibi bu ulus ayrımı basit bir yurtbilgisi merakından ileri gelmemekte, Lenin’in devrim anlayışı yerine başka bir anlayışın yerleştirilmesiyle gerçek anlamını kazanmaktadır. KÜRT ULUSAL SORUNU VE SÜREKLİ DEVRİM, Enternasyonal Yayınları, s. 12, 1978
Kitap Alıntısı
Reklam
Reklam