Budai'nin bir dilbilimci olması, romanın sadece konusu değil, yapısı için de kritik bir tercih. Çünkü o, mesleği gereği dilleri çözen, yapıları analiz eden, sözcüklerin ardındaki düzeni arayan biridir. Ancak tam da bu yeteneği, bu düzene olan inancı Epepe dünyasında işe yaramaz hale gelir. Bildiği hiçbir kural çalışmaz. Hiçbir alfabe, hiçbir ses dizisi tanıdık değildir.
Bu, yalnızca bir yabancılaşma değil; aynı zamanda bilginin çöküşüdür.
Dilbilimci olan Budai’nin hiçbir dili çözememesi, iletişimin teknik değil, varoluşsal bir şey olduğunu gösterir.
İnsanı insan yapanın bilgi değil, karşılıklılık olduğu; bir bakış, bir yanıt, bir yankı olmadan tüm kelimelerin anlamsızlaştığı anlatılır.
Budai ne kadar uzman olursa olsun, anlam artık onun dışında üretilmektedir.
Ve bu, modern bireyin akla, bilgiye, rasyonaliteye yüklediği güvenin kırılmasıdır.