Simon Critchley mizahı kendince şöyle tanımlamış.
“Mizah, gündelik yaşamın eğri bir fenomenolojisini bize sunarak içinde bulunduğumuz durumu değiştirir ya da gündeliği aydınlatır.”
Bu izah bana haliyle, Romalı filozofların stoacılığını çağrıştırıyor.
#epictetos der ki: “İnsanları üzen, şeylerin kendileri (pragmata)değil, şeyler hakkındaki yargılarıdır(dogmata)”
#tristamshandy ‘i hatırlayanlar el kaldırsın.
Bir şey hakkında üzgün olmak üzüntü verici görünen şeyin bir işlevi değildir; daha ziyade, üzgünlüğe neden olan, o şey hakkındaki yargıdır.
Yani; olaylar değil, yargılar ızdırabın kaynağıdır. Yargının hükmü ise bakış açısıyla değişir.
Tüm bu bilgiler çerçevesinde -bence- diyebiliriz ki:
Mizah, şeylerin gerçekte nasıl olduğu ile espride nasıl temsil edildiği arasında, yani BEKLENTİ ile GERÇEKLİK arasında meydana gelen egonun kendisini gülünç bularak harekete geçen “ampirik dünya” hakkındaki olağan beklentilerimizin anti-depresanıdır.
Kişinin kendisi ile dünyası arasında kurduğu “bilişsel” bir ilişki dengesi de diyebiliriz.
Ancak unutulmamaılıdır ki, mizah güldürürken düşündürür.
Henri Bergson’un gülme ve kahkaha üzerine #Lerire ‘de yazdığı şu cümlesiyle durumu açıklığa kavuşturabilirim.
“ Nous rions toutes les fois qu’une personne nous donne l’impression d’un chose”
“Birisi bize “bir şey” izlenimi verdiğinde güleriz.”
Yani karşımızdaki kişinin bizim için ne ifade ettiğine ya da bizdeki değerinin ne olduğuna ...
Genellikle ciddiyetle anılan din, cinayet, ölüm, hastalık, savaş, doğal afet, akıl hastalığı gibi konuları mizahi bir anlayışla ele alan “karamizah”
ya da bir kişi, bir olay ya da durumun, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirildiği bir tür olan hiciv ancak keskin bir zekânın ürünü olabilir.
O halde, yıllardır dilimde pelesenk olan şu