Alper

Alper
burası benim bahçem gül de var dikende nereye bakacağınızdadır hikmet.
Matematik Öğretmeni/MEB
Dokuz Eylul Ünversitesi ~ Gazi Üniversitesi
IZMIR, 1994
48 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Şaşkın sürü bir sorundur. Onların kükremesini ve düzene karşı gelmesini engellemeliyiz. Onları başka şeylerle oyalamalıyız. Onlar, süper lig maçlarını, televizyon dizilerini ya da şiddet filmlerini izlemeli. Arada sırada yanlarına uğrayıp, "Birliklerimizi destekleyin" gibi sloganlara eşlik etmelerini istersiniz. Onları sürekli korku halinde tutmalısınız, çünkü içeriden, dışarıdan, her yerden gelip onları mahvedecek şeytanlardan adamakıllı korkmazlar ve dehşete düşmezlerse, düşünmeye başlarlar ki bu, düşünme yetisinden yasal anlamda mahrum oldukları için, çok tehlikeli olabilir. Bu nedenle, dikkatlerini başka yönlere çekmek ve olayların merkezinden uzaklaştırmak önemlidir.
Sayfa 11·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Demokrasi, seçilmiş sınıfın, toplumun sahibi olan efendilerinin hizmetinde çalışmak üzere eğitildiği bir sistem olmalıdır. Nüfusun geri kalan bölümü, her çeşit örgütlenmeden yoksun bırakılmalıdır, çünkü örgütlenmek sadece başa bela olur. Onlar, yalnız başlarına televizyon karşısında oturarak, hayattaki en önemli şeyin mal mülk edinmek ya da şu izlediğiniz iyi halli, orta sınıf aileler gibi yaşamak ve Amerikancılık, uyum gibi iyi değerleri elde tutmak olduğunu söyleyen mesajı kafalarına kazımalıdır. Hayat bundan ibarettir. Hayatta bundan daha fazlasının olabileceğini geçirebilirsiniz aklınızdan; ama o kanalı tek başınıza izlerken her şey orada olup bittiğine göre kendinizin delinin teki olduğunu zannedersiniz. Ve bir örgütlenmeye izin verilmediği için -ki bu kesinlikle çok önemli- asla deli olup olmadığınızı öğrenme yolunuz yoktur; bu yüzden sadece zannedersiniz, çünkü böyle zannetmek doğal bir şeydir.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Alıntı
Bencillik üzerine
Çelişik gibi görünen bu bilmeceyi çözmek kolaydır. Bencillik, işte bu kendini beğenmemekten, kendinden hoşnut olmamaktan kaynaklanmaktadır. Kendisinden hoşnut olmayan, kendisini onaylamayan kişi, sürekli olarak kendi benliğiyle ilgili bir kaygı içindedir. Ancak ve ancak gerçek bir hoşnutluk ve onaylama temelinde var olabilecek içsel güven duygusundan yoksundur. Temelde güven ve doyum duygularından yoksun olduğundan, sürekli kendisiyle ilgilenmeli, her şeyin kendisinin olması açgözlülüğünü yaşamalıdır.
Sayfa 130·Kitabı okudu
Alıntı
sevgi hususunda
Kuramsal olarak burada, sevginin yapısıyla ilgili bir yanılsamayla karşı karşıyayız. Sevgi, her şeyden önce özgün bir nesnenin "neden olduğu" bir duygu değil, insanda, yalnızca belli bir "nesne"nin yaşama geçirdiği kolay kolay ölmeyen bir duygudur. Nefret, tutkulu bir yok etme arzusudur: sevgiyse, bir "nesne"nin tutkuyla olumlanmasıdır. sevgi bir "etki" değil, amacı mutluluk olan, nesnesinin gelişmesi ve özgürlüğü olan etkin bir özlem, bir içsel ilgililiktir.İlkesel olarak kendimiz de dahil herhangi bir kişi ya da nesneye yönelebilecek bir hazır olma durumudur.Dışlayan sevgi kendi içinde çelişkilidir. Nitekim, belli bir kişinin, açıklanan sevginin "nesnesi" haline gelmesi bir rastlantı değildir. Böylesi özel bir seçmeyi oluşturan etmenler sayılamayacak kadar çok ve burada tartışılamayacak kadar karmaşıktır. Ancak önemli olan nokta şudur: belli bir "nesne"ye karşı duyulan sevgi, bir kişinin içinde var olan başka bir kişiye yönelik bir sevginin yaşam bulması ve yoğunlaşmasıdır; romantik sevgi görüşünde olduğu gibi, insanın dünyada sevebileceği yalnızca bir tek kişi bulunabileceği, o kişiyi bulmanın yaşamın en büyük fırsatı olduğu ve kişinin sevmesinin, tüm diğer insanlardan uzaklaşması sonucunu doğuracağı doğru değildir. Yalnız ve yalnız tek bir kişiyle yaşanabilecek türden sevgi, bu özelliği nedeniyle sevgi değil, sadomazoşist bir bağlılıktır. Sevginin içerdiği temel olumlama, temel insansal niteliklerin yaşama geçirilmesi olarak sevilen kişiye yöneltilir. Bir kişiyi sevmek, bütün insanları sevmek anlamını içerir. Bu bağlamda insanı sevmek, çoğu kez sanıldığı üzere, belli bir insana karşı duyulan sevgiden "sonra" gelen bir soyutlama ya da belli bir "nesne" ile yaşanan deneyimin büyütülmüş şekli değildir; somut bireylerle ilişki sonucu doğar ama insanları sevmek, belli
Sayfa 129·Kitabı okudu
Alıntı
Ama gene de, yalnızca sermaye birikimi uğruna çalışma ilkesi nesnel olarak insanoğlunun gelişmesi açısından çok büyük bir önem taşımakta, ancak öznel olarak insanı kişisel olmayan amaçlar için çalışmak durumunda bırakmakta, kendi elleriyle inşa ettiği makinenin kölesi haline getirmekte ve böylece onu bir kişisel önemsizlik ve güçsüzlük duygusuyla doldurmaktadır.
Sayfa 127·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam