Tüm bunlara kullanılmamış birkaç ağrı bandını, aynı şekilde epikriz raporları ve tahlil sonuçlarıyla dolu dosyayı ve küçük lise albümünü dahil ettiğimizde, son günlerinden geriye kalanların listesi tamamlanıyor. Babamın bu kadar varlıksız olmasında münzevice ve güzel bir şey var. Onun tüm serveti ve mirası bahçede büyüyordu. Başka bir şeye ihtiyacı yoktu bizim eski kıyafetlerimizi giyip eskitmek ona yetiyordu. Bayramlarda ona yeni bir şey almak için para harcamamıza kızardı. Ne zaman giyeceğim onları, derdi hep, kartallarla sonsuza dek yaşayacak değilim.
Mahkeme salonu soğuktu.
Duvarlarda devletin ağır rengi,
Tavanda dönen yorgun bir vantilatör vardı.
Kadın içeri girdiğinde herkes;
Morarmış yüz, sargılanmış kol bacak, enkaza dönmüş yılık dökük bir beden gördü ama,
Kimse onun yüreğindeki mezarları görmedi.
Kimse onun ruhundaki kırık aynaları görmedi.
Bir dosya numarasıydı sadece o artık.
Bir esas numarası.
Bir duruşma günü.
Yığınla evrak,
Bir kaç vesikalık fotoğraf.
Bir de kayıtlara “şikâyetçi” diye geçen mağdur bir kelime.
Hâkim gözlüğünü düzeltip hızlıca dosyaya baktı;
Şikayet dilekçesi vardı.
Darp raporu vardı.
Fotoğraflar vardı.
Hastane kayıtları vardı.
Karakol tutanağı vardı.
Komşu ifadeleri vardı.
Kırılmış bir telefon ekranı,
Gece üçte atılmış yardım mesajları vardı.
Kâtip kağıtları daktiloya takıp,
bir tarih attı sayfanın üst köşesine.
Sanık sandalyesindeki adam kravatını gevşetti usulca.
Müstehzi bakışlarla etrafı seyretti.
Mahkeme salonu soğuktu.
Duvarlarda devletin ağır rengi,
Tavanda dönen yorgun bir vantilatör vardı.
Kadın içeri girdiğinde herkes;
Morarmış yüz, sargılanmış kol bacak, enkaza dönmüş yılık dökük bir beden gördü ama,
Kimse onun yüreğindeki mezarları görmedi.
Kimse onun ruhundaki kırık aynaları görmedi.
Bir dosya numarasıydı sadece o artık.
Bir esas numarası.
Bir duruşma günü.
Yığınla evrak,
Bir kaç vesikalık fotoğraf.
Bir de kayıtlara “şikâyetçi” diye geçen mağdur bir kelime.
Hâkim gözlüğünü düzeltip hızlıca dosyaya baktı;
Şikayet dilekçesi vardı.
Darp raporu vardı.
Fotoğraflar vardı.
Hastane kayıtları vardı.
Karakol tutanağı vardı.
Komşu ifadeleri vardı.
Kırılmış bir telefon ekranı,
Gece üçte atılmış yardım mesajları vardı.
Kâtip kağıtları daktiloya takıp,
bir tarih attı sayfanın üst köşesine.
Sanık sandalyesindeki adam kravatını gevşetti usulca.
Müstehzi bakışlarla etrafı seyretti.
Mahkeme salonu soğuktu.
Duvarlarda devletin ağır rengi,
Tavanda dönen yorgun bir vantilatör vardı.
Kadın içeri girdiğinde herkes;
Morarmış yüz, sargılanmış kol bacak, enkaza dönmüş yılık dökük bir beden gördü ama,
Kimse onun yüreğindeki mezarları görmedi.
Kimse onun ruhundaki kırık aynaları görmedi.
Bir dosya numarasıydı sadece o artık.
Bir esas numarası.
Bir duruşma günü.
Yığınla evrak,
Bir kaç vesikalık fotoğraf.
Bir de kayıtlara “şikâyetçi” diye geçen mağdur bir kelime.
Hâkim gözlüğünü düzeltip hızlıca dosyaya baktı;
Şikayet dilekçesi vardı.
Darp raporu vardı.
Fotoğraflar vardı.
Hastane kayıtları vardı.
Karakol tutanağı vardı.
Komşu ifadeleri vardı.
Kırılmış bir telefon ekranı,
Gece üçte atılmış yardım mesajları vardı.
Kâtip kağıtları daktiloya takıp,
bir tarih attı sayfanın üst köşesine.
Sanık sandalyesindeki adam kravatını gevşetti usulca.
Müstehzi bakışlarla etrafı seyretti.