Türkler iyi sanatçılardı.Bunu kimse inkar edemez.Ayrıca sanatçılara karşı her zaman saygılı davranmışlardır.Türkler antika toplamak ve oldukça tutkulu koleksiyoncular olmak gibi eski zamanlarda oldukça ender görülen eğilimlerin de taşıyıcıları olmuştur.
Hugo’nun ünlü “Bir yerden Türk geçmeye görsün,geriye sadece yas ve harabe kalır” deyişinin bir yalan olduğunu anlamak için Anadolu’yu dolaşmak yeterlidir.
Çoğu zaman Türklerin müslümanlığın kılıcı, daha sonrasında ise kalkanı olduğu söylenmiştir.Türkler hep savaşmıştır.
Düşmanları kimlerdi? Herkes.En yakınındakilerden en uzaktakilere tüm halklar.
Bozkırlardaki uzun sessizlikten sonra böyle birden ortaya çıkışlarıyla yeryüzü, yankıları birbirini izleyen dalgalarla sarsıldı. Attila, Cengiz Han, Timur geriye korkunç anılar bıraktılar. Üç kıtada, Pekin’de, Delhi’de, İsfahan’da, Şam’da, Kahire’de, Konstantinopolis’te, Cezayir’de, sahip oldukları güce bağlı olarak kabul edildikleri için buraları bırakmamak için yine kuvvete başvurmuşlardır. Kimi zaman bazı halklar Türkler tarafından ezildiklerini söylemişlerdir. Örneğin Altmordu döneminde Ruslar için durum böyleydi. Ama genelde Türkler egemenlikleri altına aldıkları halklara olağanüstü parlak dönemler yaşatmışlardır. Bu durumun örnekleri ise Selçuklular dönemi İran’ı, Tabgaçlar dönemi Çin’i, Memluklar dönemi Mısır’ı ve Moğollar zamanı Hindistan’ıdır. Öte yandan Osmanlı İmparatorluğu da dünyanın en büyük güçlerinden biriydi. Çoğu zaman Türklerin Müslümanlığın önce kılıcı, sonra da kalkanı olduğu söylenmiştir-Türkler hep savaşmıştır.
Türklerde imparatorluk kurma eğilimi vardır. Türkler sözcüğün tam anlamıyla yeryüzünün hükümdarlarıdır. Kurdukları ve hiçbiri diğerine benzemeyen imparatorluklar iki bin yıl boyunca bazı ortak özelliklere sahipti.
Nitekim Moliere de Kibarlık Budalası adlı yapıtında,haklı olarak, “Şu Türkçe ne hayran kalınacak bir dil” der ve sözünü şöyle sürdürür, “az sözcükle çok şey söylerler”