“Ruslar tutukladı bizi. Annemi bir daha görmedim. Piodv’da bir çalışma kampında dört yıl geçirdim. Ellerine kaynamış bir kazma, soğuktan ve çamurdan gebererek geçen dört yıl. Durmadan annemi, dikenli telleri düşünüyordum. Kampı çeviren dikenli tellerin dibinde dolaşıyor, annemi yaralayan o çelik parçalarına dokunuyordum. Benim hatam, diye düşünüyordum. Benim hatam. Avuçlarımdan kan fışkırana dek ellerimle o telleri sıkıyordum. Bir gün, çeşitli boyda birkaç tane tel çaldım. Bir yelek yaparak, ceketimin altına giydim. Kazmayı her kaldırışım, her hareketim kaslarımı yırtıyordu. Böylece kendimi cezalandırıyordum. Birkaç ay boyunca, vücudumun üzerine tel sararak yaşadım. Sonunda çalışamayacak hale geldim. Her hareket beni yaralıyor, yaralarım da cerahatleniyordu. Sonunda düştüm. Artık kanlı ve cerahatli bir yaradan, bir kangrenden başka bir şey değildim. Günler sonra revirde açtım gözlerimi. Uzuvlarım şiddetli bir ağrı, vücudum uzun bir yırtıktı. İşte onları o zaman gördüm. Yarı bilinçliyken, kirli camların ardındaki beyaz kuşları fark ettim. Melek olduklarını sandım. Dedim ki, cennetteyim, melekler beni karşılamaya geliyor. Hayır, hep aynı cehennemdeydim. Sadece bahar gelmiş, leylekler dönmüştü.”