Ahmet Özdemir

Ahmet Özdemir
@eques
Hiç kimsenin ilgisine ihtiyaç duymadığın gün olgunlaşırsın. -OSHO
Öğrenci
OMÜ Architecture
50 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
9/10
·355 syf.··
Beğendi
·
2019 4. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2019 01:37
Kitap ilk başlarda sıradanmış gibi gelebilir.Ama kitabı bitirdiğinizde yazarın hayal dünyasına gerçekten hayran kalıyorsunuz.Çoğu polisiye romanının sonunu zor da olsa tahmin etmeye çalıştım.Ama bu romanda fikir yürütmek bile oldukça zordu.Polisiye sevenlerdenseniz başucu kitabı olabilecek nitelikte.Bana göre Agatha christie - on küçük zencisinin çok üzerinde bir kitap.On küçük zencide katili kolaylıkla tahmin etmiştim. Otto kiefer ve nilly’nin itiraflarını okurken Yüzüklerin efendisi-rohan ve gondor müziğini kısık bir sesle dinlemenizi tavsiye ederim.İnanılmaz heyecan katıyor.Olayı gözünüzde canlandırmanıza yardımcı oluyor youtu.be/fdbYZNPdwKc
Edebiyat
Leyleklerin UçuşuJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 202412,4bin okunma
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?

Ahmet Özdemir

, bir kitap okudu
9/10
·355 syf.··
Beğendi
·
29 saatte okudu
·
2019 4. kitabı
Jean-Christophe Grangé
8.6/10 · 12,4bin okunma
“– Louis, seninle hiç konuşmadığımız bir şey var... – Ne? Sesi hafif boğuk çıkıyordu: – Senin ülkende de, leyleklerin çocuk getirdiğine inanırlar mı? Soruyu birden anlayamadım. Sonunda, cevap verdim: – İnanırlar Sarah. – Bunu niye sorduğumu biliyor musun? İskemlenin üzerinde kıvrandım, boğazımı temizlemeye çalıştım. Bundan iki ay kadar önce, seyahate hazırlanırken, özellikle bu konuyu da incelemiştim. Sarah’a Tanrıça Holda’nın leylekleri haberci olarak kullandığı Germen efsanesini anlattım. Tanrıça yağmur sularıyla birlikte gökten düşen ölülerin ruhlarını nemli bir yerde koruyordu. Sonra ruhları çocuk bedenlerine sokuyor ve annelerine götürmeleri için leyleklere taşıtıyordu. Avrupa’dan Ortadoğu’ya kadar hemen her yerde, turuncu gagalı kuşların çocuk getirdiğine inanıldığını da anlattım. Sudan’da bile, bebekleri leyleklerin getirdiği sanılıyordu. Oysa orada, bebekleri evlerin damına bıraktığı için sevilen, siyah leyleklerdi... Başka anektotlar anlattım, sevimli ve sevgi dolu. Bu, kısa olduğu kadar sonsuz, saf bir aşk anıydı. Hikâyemi bitirdiğimde, Sarah mırıldandı: – Bizim leylekler sadece şiddet ve ölüm getirdi. Yazık, yoksa hiç itirazım olmazdı. – Neye itirazın? – Çocuğa. Senden çocuklara.”
“Yine de camdan bakınca, katliamın izlerini görebiliyordum. Yerler kıpkırmızıydı. Duvarlar da öyle. Masalar kırmızıya boyanmıştı sanki. İnsan vücudundan bu kadar kan akabileceğini hiç bilmezdim. Havada bir çürümüşlük kokusu vardı. Donup kalmıştım. Odanın bir köşesinde, karanlıkta, beyaz bir çarşafın altında sakince uyuyan Max’ı gördüm. Ama daha yakınımda, sağda, küçük Böhm vardı. Bir et ve bağırsak yığını gibi. Ünümü duymuşsundur evlat. Ölümden hiç korkmadım, insanlara, özellikle de siyahlara acı çektirmekten hep çok hoşlandım. Ama gözlerimin önündeki, her şeyin de ötesindeydi. Vücudun her tarafı kesiklerle kaplıydı. Sana anlatamayacağım kadar çok yara vardı. Oğlanın göğsü, gırtlağından göbek deliğine kadar yarılmıştı. Karnının üzerinde yapış yapış bağırsaklar kımıldıyordu. Cerrahın yaptığını anlamak için âlim olmaya gerek yoktu. Çocuğun kalbini çıkarıp, babaya nakletmişti. Cangılın ortasında böyle bir ameliyatı gerçekleştirebilmek için, deha olmak gerekirdi. Oysa gözlerimin önündekiler, bir dâhinin eseri değildi. Bir çılgının, bir Nazi pezevenginin, ne bileyim, onun gibi birinin işiydi. Dayanılır gibi değildi adamım, yemin ederim. On beş yıldan beri, o paramparça cesedi düşünmediğim tek bir gece olmadı.