ya özenilecek bir hayatım vardı ki dileyecek bir şeyim kalmamıştı ya da hayatım öyle korkunç derecede neşesizdi ki dilek tutmak artık uğraşmaya bile değmeyecek bir lüks sayılıyordu,
''Belki de her zaman adımlarımı geriye doğru takip etmeye çalışıyorum; hayat denen karşı yakaya giden vapuru rıhtımın yanlış tarafında oyalanarak kaçırdığım ya da talihsizce yanlış vapura bindiğim anı bulmaya çalışıyorum.''
"Ben de senin gibiyim" dedi. "Her şeyi hatırlıyorum" Bir saniyeliğine durdum. Her şeyi hatırlıyorsa eğer, demek geldi içimden, ve gerçekten benim gibiysen, o zaman, yarın gitmeden önce ya da tam taksinin kapısını kapatmak üzereyken, diğer herkese hoşçakal demişken, yaşamda söylenecek hiçbir şey kalmamışken, o zaman, sadece bu kez, bana doğru dön, sadece bir jest ya da sonradan aklına gelmiş bir şey olsa da, seninle beraberken benim için her şeyden değerli olan, o zamanlar yaptığın gibi, yüzüme bak, göz göze gel ve adınla çağır beni.
"Bir zamanlar benimdi bu, ama benden çok, çok uzun zamandır senin." Biz birbirimizindik, ama birbirimizden o kadar uzak kalmıştık ki, başkalarınındık artık."