Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eskiden kelimeler daha güçlü manalar ifade ederdi. Günümüzde pek çok kelimenin içi boşalmış durumda. Buna onlarca misal verebiliriz. Ünlü dil bilgini William Burley Lockwood “Kelimelerin asıl anlamlarını sözlüklerden değil, tarihin derinliklerinden gelen sosyal reflekslerden öğrenirsiniz.” der.
Yani bir toplumun kişiye, objelere, hadiselere hangi gözle baktığını, kelimelerin asıllarıyla öğrenirmişiz. Türkler, cins-i latife kadın derler. Günümüz sözlüklerine bakarsanız “erişkin dişi insan, hatun kişi, zen, hizmetçi bayan, analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan” manalarına gelirmiş. Ne kadar soğuk ve çağdaş (!) değil mi? Halbuki tarihimizde kadın sadece “dişi kişi” anlamına gelmiyormuş. Rahmetli ninem, kaliteli bir insanı anlatmak istediğinde “pek kadın” diye tarif ederdi. Beni severken de sırtımı sıvazlayarak “kadın oğlum” diye iltifat ederdi.
İzmir, Aydınoğlu Gazi Umur Bey eliyle 1320 yılında, Bursa’nın fethinden 6 yıl önce tekrar fethedildi (Katolik Avrupalılardan).
Latin yani Katolik Avrupalılar 28 Ekim 1344’te büyük bir donanmayla İzmir’i ansızın bastılar. Teşebbüsün başında Rodos’ta üslenen Saint-Jean Şövalyeleri bulunuyordu. Bu baskında liman şövalyelerin eline geçti. Ancak Haçlılar, yukarı kaleyi alamadılar. Bu kale Türklerde kaldı. Bu suretle İzmir şehri, bir kısmı Hristiyanlarda bir kısmı Aydınoğulları’nda olmak üzere ikiye bölündü ve tam 59 yıl bu durum devam etti.
Türkler, şövalyelerin elinde bulunan liman kısmına “GÂVUR İZMİR”, kendi ellerinde bulunan kısma da “Müslüman İzmir” diyorlardı.