yak ki içim kor,
dışım mum,
yolum ışık olsun.
vur ki boynum,
mahkum,
uğruna zul olsun.
sanma ki dağlar duvar,
ben yolcu,
dünya engel olsun.
bin sene yürür,
bin sene dururum,
yeter ki umudum olsun.
akar, eserim,
gelir geçerim,
bin sene beklerim,
yeter ki;
senin de bende gönül olsun.
erbil
eskiden yeterdi her çalışan evine,
milyon kazanmazdı ama,
muhtaçta değildi ete, ekmeğe.
değil namerte,
mahcup, ezik ve şükürsüz,
yenik kadere,
umutsuz,
hiç bu kadarda mutsuz değildi.
eskiden çalışan, emekli,
hiç bu kadar darda,
sahipsiz değildi.
inanırdı hakka, hukuka,
bu kadar üzgün, meyus değildi!
erbil
Ülke topyekün bir aydınlanma yaşıyor,
Unutun, koca üniversitelerin kürsülerini, okul sıraları, cilt cilt kitapları, profesörleri, bilim dalı hocalarını herkes ekonomi, finans üzerine uygulamalı hızlandırılmış eğitim almış ve teorileri çökertmiş pratikte başarmış gibi mutlu ve kazanmış hissediyor.
Gözümüzün içine bakan salt gerçeğin aslında hiç de böyle olmadığını anladığımız bir zaman hiç gelmeyecek gibi.
Tıpkı;
Kurban edilecek bir hayvana öncesinde biraz şeker veya tuz verilmesi gibi. Bu mutlu ölüm içimdir, ölümü güzelleştirmedir.
Ne yaşadığımızı, başımıza ne geleceğini hiç bilmiyor olmamızın hatta tezahür edemiyor olmamızın mutluluğu ile kısa bir geçici mutluluk hali.
Daha güzel bir güne uyanıp uyanmayacağımızın endişesi ve stresi stresi yok içimizde.
Bilinçsizlik, şuursuzluk bu olsa gerek.
Çünkü biz toplum olarak sevip mutlu olmayı değil, sevip kahrolmayı, aşk acısı çekmeyi seviyoruz.
Akıma gelen bir hikaye ile bitireyim;
Temel doktor olmuş, ishal şikayeti ile gelen bir amcaya ilaç yazacakmış ama ilacın adını bir türlü hatırlayamamış
Şimdilik bir xanax yazayım da yarın hatırlarım diye düşünmüş
Ertesi gün hastayı görünce nasılsın amca diye sormuş?
Amca da; boka battım ama kafama da takmıyorum demiş.
Saygılarımla,
Erbil
"Tanrı bütün âlemlerin Tanrısıdır ve bütün gerçek dinler aynı bir Allah' ındır.
Gerektiği kadar geriye gidebilirsen bütün ırmakların aynı kaynaktan çıktığını, ortak bir mazide her şeyin aynı ortak başlangıca bağlandığını görebilirsin. Ama bunu yani bütün ırmakların aynı kaynaktan çıktığını görebilmek için bir hayli yükselmek gerekir."
"Sen bunu görebiliyor musun peki?"
"Her zaman değil ama zaman zaman."
O zaman Settarhan, "Madem bunu görebiliyorsun" dedi yumuşacık bir sesle, "Bütün ırmakların sonunda aynı denize döküldüğünü de görmelisin.