"Öyle güzel bir resmi var ki
ruhumun bomboş tuvalinde,
Dulcinea del Toboso'yu
silemez oradan hiç kimse."
Don Quijote bu baladı, hayatı boyunca tanışmadığı hayalindeki o en güzel kadına: Dulcinea'ya yazmış.
Dulcinea'ya öyle bir aşkla bağlanmış ki,onun güzelliğini inkar eden şövalyeleri geçiniz, kendi sevgililerinin Dulcinea'dan daha güzel olduğu iddiasında bulunan şövalyeleri bile çarpışmaya davet etmiş... Onun sevgisinin ağırlığı ile gözü başka hiç bir kadını görmemiş, kendisine aşık olan genç bir kızı dahi reddetmiştir. Bütün bunlar Dulcinea içindir.
Peki Dulcinea var mıdır? Evet vardır. Toboso köyünden bir köylü kızıdır. Fakat Don Kişot onu gidip görmek yerine aklında tasvir eder. İsmini de seslenmek istediği gibi koyar. Peki Dulcinea'yı sevmesi gerekli midir? Evet gereklidir . Bağlı bulunduğu gezgin şövalyelik mesleği, bir güzele sevdalı olmasını gerektirmektedir. Kahramanımız ise, mesleğine sevdalıdır.
Deliliği, onu gerçek dışı hayata iter. Belki de gerçek dışılığın cazibesi onu deli olmaya zorlar. Ölmüş olan bir mesleği canlandırmak, insanlara iyilik için zırhlara bürünüp, atını mahmuzlamak onu şöhret sahibi yapar. Yaşamak istediği hayatın peşinden koşar. Öyle ki, maceraları tüm ülkede ünlenmesini sağlar. Artık koskoca dükler, valiler bile onun oyununa ayak uydurur (ya da inandığı hayata) . Silahtarı yani yardımcısı Sancho Panza da, uğruna onca sıkıntıya girdiği cezire valiliğine bile kavuşur. (Gerçek olmasa bile,önemli olan onun gerçek bilmesi-peşinde koştuğu hayalinin gözleri önüne serilmesi)
Don Ouijote; çıkarılacak dersin kolayca ifade edilebileceği, insana ne kattığının bir anda söylenebileceği bir eser değil. O yüzden başını -ortasını -sonunu bilmek eserin okunmaktan geri durulmasına sebep olamaz. Çünkü eserde önemli olan arada olan hadiseler, davranışlar