Toplumlarımız önceki nesillere oranla daha fazla acı çekmiyor, ama acıya tahammül artık bir erdem değil. Dolayısıyla, gerek ruhsal gerekse de bedensel ızdırap, bir an önce kovulması gereken bir ifrit gibi mütalaa ediliyor. Depresyonun biyokimyasal dili bizi anlamdan ve anlatıdan mahrum bırakıyor. Hikayelerimize sahip çıkabildiğimiz ölçüde kendimiz olmaktan yorulmayacak ve ruh üşümesine yakalanmayacağız. O hikayeler, bizden önceki nesillerin yüreğini nasıl ısıttıysa, bizi de öyle ısıtacak. Çünkü hayat bize öğrettikleriyle güzeldir.