Nazım Hikmet, Ruhi Su, Yılmaz Güney evrensel değerler, büyükler ve ustalar.
Onları yok saymak, dünya'da Türkiye'nin yok sayılması demektir.
Kültürümüzün yok edilmesi, dünyada Türkiye'nin yok edilmesi demektir.
Sevgi Soysal'ı, Füruzan'ı, Erdal Öz'ü, Aziz Nesin'i okuyordum. Nereye ulaşacağımı bilmeden, bir kör gibi, anlattıkları duygulara dokunarak okuyordum. Okurken ağlıyordum, gülüyordum; anlıyordum. Bütün okuduklarım kafamda ayrıntılı bir harita çiziyordu. Şunlar insan duyguları... Ölüm korkusu, acı, çile; katliamlar, mülteciler, açlık; kalbimize yürüyen büyük ırmaklar. Şurası Afrika, Güney Amerika, Asya; adaletin yüksek dağları... Bu haritayla hangi ülkeye gidilir? Haksızlığın ülkesine mi?
KELİME DEFTERİ
* Diğer yandan her yazarın belli kelimeler etrafında döndüğünü biliyordum. Öyle ki o kelimelerin bir araya getirilerek yorumlanması yazarın ilgilerini, ısrarlarını, meselelerini kısacası temel izleğini (personel mitini) ortaya çıkarabilirdi. Yazar o kelimelerden ibaret tek cümleye indirgenebilirdi. 13
* İşte benim Kelime Defteri’m:
Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı.
Ezel Tanışıklığı: Aşkın tanımı. Bezm-i cânda Galib’in payına düşen kâle-i kâm.
İhanet: Ezeli aşk üçgeni.
Akıl ve Kalp: Aklıma yaslansam kalbim, kalbime yaslansam aklım yarı yolda bırakıyor.
Acı: Kendimiz için çekersek bizi bencilleştirir. Kendi acımızda bütün evrenin acısını tecrübe edersek olgunlaşırız. Acıdan acıya fark var.
Empati: İnsan olmanın ilk şartı. İnsan kendini başkasının, dahası kurdun kuşun, börtü böceğin, kırık dalın yerine koyabiliyorsa insandır.
Hayvanlar: Sevmiyorsan da yaşama hakkına saygı göster. Yusuf’u yemeyen kurttan muhacir Masala, akıbeti meçhul karacalara. Yazdıklarımda hep varlar.
İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde. Ve ben artık insanlardan insaniyete sığmıyorum.
Sahici: Düz cümleler kurmaya heves edişimin hem sonucu hem sebebi.
Siyaset: Tek masumun acı çektiği yerde bütün geçerliğini yitirir.
Savaş: Niye ki?
Şefkat: Bütün duyguların üstünde duruyor, hâlâ.
Zaman: Her şey her an yeniden yaşanıyor.
An: Her şey anın içinde donmuş duruyor.
Ölüm: Ölüm sonrasında bir hayat olduğundan, orada tekrar buluşup konuşacağımızdan kalemimin şu an elimde durduğundan emin olduğum kadar eminim.
Kadim: Ne güzel kelime.
Evrensel: Kadim ile birlikte.
Perde: Bu perdenin arkasında ne var ki ömrünü onun önünde muztarib bir ruh gibi dolaşmakla geçiriyorsun? Hepimiz bu taraftayız. Arkada ne var?
Gölge: Sen bana gölge ben sana gölge. Rabb’in nazarında sen gölge
Matilde Urrutia, sana bırakıyorum
burada
varımı yoğumu
neysem, ne değilsem.
Aşkım bir çocuktur ağlayan
kucağından inmeye korkan
sana bırakıyorum onu sonsuza dek:
sen, kadınların en güzeli.
Sen, kadınların en güzeli,
tepeden tırnağa
dövmeler yapmış sana rüzgar,
bodur bir güney ağacı gibi,
Ağustosta bir fındık ağacı,
bir ekmek fırını gibi
tazesin benim için.
Topraktan yapılmış yüreğin
ellerinse göksel.
Kırmızısın sen, yakıcısın
Beyazsın, tuzlusun
Soğanlı bir marina gibi,
bir piyanosun, ruhunun
bütün notalarıyla gülen,
yağar müziği üstüme
saçlarının, kirpiklerinin,
yıkanırım altın gölgende senin,
öyle güzel ki kulakların
sanki mercan gelgitlerinde
bulmuşum onları: