“Bizim oralarda kendi doğal haliyle birikip akan suya ‘kendi cazibesiyle gelen su’ derler. Elime yapıştırılan, kendi cazibesiyle gelen öyküler okudunuz.” (Erdal Güney)
Kasabanın havuzlu avlusunun çay ocağındaki sohbetler,hikayeler, tartışmalar,dedikodular… Ve daha birçok güzelliği ile Kasabanın Akşam Hallerindesiniz…
Gazeteci Nadir, Züccaciyeci Emin, Amigo Zafer, Çaycı Halit, Muhtar Ethem ve daha sayamadığım birçok kahramanı olan bir yer burası. Bu kasabanın hikayeleri okudukça sizi içine alıyor, samimi, doğal, yalın ve gerçekçi insanlarıyla birlikte Erdal Güney’in güzel hikayelerinin peşinden sürükleniyorsunuz.
Erdal Güney’le “Hatırla Sevgili” dizisinin müzikleri ile tanıştım o zamandan beri müziğinin, bestelerinin ve şarkılarının hayranıyım. Şimdi de yazdıklarının…
Ne yazarsa yazsın o kadar samimi o kadar güzel ki umarım daha çok yazar, daha çok okuruz. Şu anda. “Bavul” dergisinde öyküler yazmaya devam etmekte.
Erdal Güney’in öyküleri ile tanışmak bir bestesini veya şarkısını defalarca dinlemek gibi… ( Gece ve Rüzgar, Yaprak ve Rüzgar, Ayaz, Kaşı Kemanım ve Çekilmiş Sularda’yı dinlemişseniz veya dinlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Her müziğin nasıl bir hikayesi varsa; her hikayenin de bir müziği olur bana göre… Bu kasabanın öyküleri, bestesiyle çok güzel…
Edip Cansever, “Yalan her tenha kasabanın akşam saatidir, rahat ol, bilirim ben kasaba hallerini,” derken, aradan Shakespeare çıkıp, “Beklemek cehennemdir,” diyor.
“Her daim dalgalarla boy ölçüşeceğiz ve rüzgarımız çıkaracak bizi kıyıya, o ayrı…”
“Zamanı kendi haline bırakırsanız insanı en can alıcı yerinden yakalar, orası da belleğidir sözü sanıyorum bu akşam farklı bir anlam buluyor.”
“Denizdi bu! Rüzgarın atına binmiş dalgaları olurdu kıyıya vuran; tutamazsın, tutunamazsın, kaybolursun…”
“Hayat